Hong Kong Özel İdare Bölgesi hükümetinin sıkça dile getirdiği "Hong Kong, dünyanın ilk 100 üniversitesi arasında 5 okula sahip tek şehir" söylemi, kentin yükseköğretim sisteminin sıralama odaklı yapısını sorgulatıyor. Başta Baş Yönetici John Lee Ka-chiu olmak üzere yetkililerin resmî konuşmalarında ve basın bültenlerinde sürekli tekrarladıkları bu cümle, son yıllarda akademik çevrelerde eleştiri konusu haline geldi. Sıralama hırsının üniversitelerin asıl misyonu olan eğitim kalitesi, toplumsal katkı ve akademik özgürlükten ödün vermesine yol açtığı belirtiliyor.
Sıralama baskısı ve akademik özgürlük
Hong Kong'da faaliyet gösteren başta Hong Kong Üniversitesi, Çin Üniversitesi, Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi olmak üzere beş üniversite, uluslararası sıralamalarda üst sıralarda yer almak için yoğun bir rekabet içinde. Ancak akademisyenler, bu sıralama odaklı yaklaşımın araştırma yayın sayısını artırırken, nitelikli araştırmaların ve disiplinler arası çalışmaların önünü kestiğini savunuyor. Özellikle son yıllarda ulusal güvenlik yasasının da etkisiyle üniversitelerdeki akademik özgürlük endişeleri artmış durumda. Sıralama kriterleri arasında yer alan uluslararası öğretim üyesi sayısı, yabancı öğrenci oranı gibi göstergeler, kurumları kısa vadeli stratejilere yöneltiyor.
Öte yandan hükümetin yükseköğretime ayırdığı bütçe ve araştırma fonları da sıralama başarısına endeksleniyor. Bu durum, özellikle sosyal bilimler ve beşeri bilimler alanındaki araştırmaların ihmal edilmesine yol açıyor. Pek çok akademisyen, yayın sayısını artırmak için 'yayınla yok ol' kültürünün yaygınlaştığını ve bunun uzun vadede bilimsel üretkenliği olumsuz etkileyeceğini ifade ediyor.
Küresel rekabet ve model arayışı
Hong Kong'un yükseköğretim modeli, Asya'nın diğer önemli eğitim merkezleri olan Singapur, Güney Kore ve Japonya ile de karşılaştırılıyor. Singapur da dünya sıralamalarında yüksek sıralarda yer almasına karşın, araştırma çeşitliliği ve toplumsal etki konularında benzer eleştirilerle karşılaşıyor. Ancak Hong Kong'daki durum, siyasi ve hukuki değişikliklerin de etkisiyle daha karmaşık bir hal alıyor. Ulusal güvenlik yasasının getirdiği kısıtlamalar, bazı yabancı akademisyen ve öğrencilerin Hong Kong'u tercih etmemesine yol açarken, bu durum sıralama göstergelerini de etkiliyor.
Dünya genelinde üniversite sıralamalarına yönelik eleştiriler artıyor. QS, THE, Shanghai gibi küresel sıralama kuruluşları, metodolojilerinin eğitim kalitesini tam olarak yansıtmadığı gerekçesiyle sorgulanıyor. Bu bağlamda Hong Kong'un deneyimi, yükseköğretimde kaliteyi sadece sayısal göstergelerle ölçmeye çalışmanın risklerini gözler önüne seriyor. Uzmanlar, üniversitelerin toplumsal fayda, mezunların istihdam oranı ve araştırma çıktılarının toplum üzerindeki etkisi gibi daha kapsamlı kriterlerle değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hong Kong’daki bu tartışma, Türkiye’nin yükseköğretim sisteminde de giderek artan sıralama odaklı yaklaşıma dair önemli bir uyarı niteliğinde. Türkiye’de de bazı üniversiteler uluslararası sıralamalarda üst sıralara çıkmak için yoğun çaba harcarken, akademik özgürlük, araştırma çeşitliliği ve eğitim kalitesi geri planda kalabiliyor. YÖK’ün son yıllarda uluslararasılaşma ve sıralama hedefleri belirlemesi, benzer eleştirileri Türkiye gündemine de taşımış durumda. Hong Kong örneği, salt sayısal göstergelere dayalı bir başarı anlayışının üniversitelerin asli işlevini zedeleyebileceğini göstermesi açısından dikkatle incelenmeli.