Hong Kong’un simge mekanlarından Victoria Park, 4 Haziran sabahında her yıl olduğu gibi yine sessizdi. Ancak bu kez sessizlik, yalnızca şafak vaktine özgü değildi; 2020’de yürürlüğe giren Ulusal Güvenlik Yasası’nın ardından, yıllardır Tiananmen Meydanı olaylarının yıldönümünde düzenlenen ve bir zamanlar 180 bin kişiyi ağırlayan kitlesel anma etkinlikleri tamamen durduruldu. Yetkililer, yasanın getirdiği kısıtlamalar çerçevesinde kamuya açık her türlü anma veya nöbet etkinliğine izin vermiyor. Geçmiş yıllarda Victoria Park, bu anma için hem Hong Kong halkının hem de uluslararası medyanın odağı olurken, bu yıl parkta sadece olağan sabah yürüyüşçüleri ve birkaç polis devriyesi görüldü.
Yasanın Arka Planı ve Uygulama Süreci
2020 yılının Haziran ayında Çin Ulusal Halk Kongresi tarafından kabul edilen Hong Kong Ulusal Güvenlik Yasası, bölgedeki ayrılıkçılık, isyan, terör ve yabancı ülkelerle iş birliği yaparak ulusal güvenliği tehdit eden faaliyetleri suç kapsamına alıyor. Yasa, Pekin’in Hong Kong üzerindeki kontrolünü artırmak amacıyla çıkarıldı ve uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı. Yasanın ardından Hong Kong’da muhalif sesler büyük ölçüde susturuldu; birçok aktivist tutuklandı, yayın organları kapatıldı ve sivil toplum kuruluşları faaliyetlerine son verdi. Tiananmen anmaları da bu kapsamda yasaklandı. Hong Kong polisi, yasa uyarınca kamu düzenini koruma gerekçesiyle bu tür etkinliklere izin vermediklerini belirtiyor. Geçtiğimiz yıllarda polis, Victoria Park’taki anma girişimlerine müdahale ederek çok sayıda kişiyi gözaltına almıştı. Bu yıl ise herhangi bir çağrı yapılmaması ve etkinlik planlanmaması nedeniyle park nispeten sakindi.
Yasanın uygulanmasıyla birlikte Hong Kong’da ifade özgürlüğü ve toplanma hakkı önemli ölçüde daraldı. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütleri, yasanın bölgenin özerk statüsüne ve temel özgürlüklere aykırı olduğunu defalarca dile getirdi. Ancak Çin yönetimi, yasanın Hong Kong’da istikrarı sağladığını ve ulusal güvenliği koruduğunu savunuyor. Yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana geçen dört yılda, Hong Kong’da protesto hareketleri neredeyse tamamen sona erdi. Tiananmen anması, özellikle sembolik önemi nedeniyle yasağın en görünür örneklerinden biri haline geldi. Victoria Park’ın sessizliği, yasanın Hong Kong’un siyasi ve sosyal hayatındaki derin dönüşümü gözler önüne seriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hong Kong’daki bu gelişme, yalnızca Çin’in iç siyaseti açısından değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel güç dengeleri bakımından da önem taşıyor. ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği, Ulusal Güvenlik Yasası’nı eleştirerek Hong Kong’un özerk yapısının zedelendiğini belirtti. Buna karşılık Çin, yasanın kendi egemenlik hakkı olduğunu ve başka ülkelerin iç işlerine karışmasını kabul etmeyeceğini vurguladı. Asya-Pasifik bölgesinde, Çin’in artan etkisi ve bununla birlikte gelen otoriterleşme eğilimleri, Tayvan, Japonya ve Güneydoğu Asya ülkeleri tarafından endişeyle takip ediliyor. Tiananmen anmasının yasaklanması, Hong Kong’un “tek ülke, iki sistem” prensibinin fiilen askıya alındığının bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Küresel ölçekte, bu durum, Çin’in uluslararası imajına zarar verirken, aynı zamanda demokrasi ve insan hakları savunucuları için bir uyarı niteliği taşıyor. Hong Kong’un finans merkezi konumu da bu siyasi baskılardan etkileniyor; bazı uluslararası şirketler ve yatırımcılar bölgeden çekilmeyi değerlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hong Kong’daki bu gelişme, Türkiye’nin dış politikası açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, benzer ulusal güvenlik kaygıları ve otoriterleşme eğilimleri bağlamında önemli bir örneklik teşkil ediyor. Türkiye, Çin ile güçlü ekonomik ve siyasi ilişkiler sürdürüyor; ancak Hong Kong’daki insan hakları ihlalleri, Ankara’nın Pekin’e yönelik eleştirilerini sınırlıyor. Aynı zamanda, Türkiye’nin kendi iç güvenlik mevzuatı ile Hong Kong Ulusal Güvenlik Yasası arasında benzerlikler kuran analizler, iki ülkenin farklı yollarla da olsa ifade özgürlüğünü kısıtlama eğiliminde olduğunu gösteriyor. Bu durum, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde insan hakları konusundaki hassasiyetini artırabilir. Küresel bağlamda, Hong Kong’un yaşadığı dönüşüm, Türkiye’nin Doğu ile Batı arasındaki denge politikasını şekillendiren faktörlerden biri olarak izlenmeye devam edecek.