Eski ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanlar Kurulu kıdemli danışmanı John Harold Rogers (64), Çin istihbarat görevlilerine gizli veri paylaşıp paylaşmadığını araştıran federal yetkililere yalan söylemekten üç yıldan fazla hapis cezasına çarptırıldı. ABD Adalet Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Rogers, 20 yılı aşkın süredir ekonomik istihbarat toplama faaliyetleri yürüten Çinli ajanlarla gizlice görüşmeler yapmakla suçlanıyor. Mahkeme, eski danışmanın ulusal güvenlik riski oluşturduğuna hükmederek cezayı onadı. Dava, ABD-Çin arasındaki istihbarat geriliminin yeni bir boyutunu ortaya koyarken, özellikle finans sektöründe çalışan eski üst düzey yetkililere yönelik denetimleri artırdı.
Gelişmenin Arka Planı
John Harold Rogers, 1990'lı yıllardan itibaren Fed bünyesinde çeşitli görevler üstlenmiş, özellikle uluslararası finansal istikrar ve makroekonomi alanlarında uzmanlaşmıştı. Emekliliğinin ardından, Çin merkezli bazı düşünce kuruluşları ve üniversitelerle bağlantı kurduğu tespit edildi. FBI soruşturması, Rogers'ın 2015-2019 yılları arasında Çin istihbarat servisiyle irtibat halindeki kişilere, Fed'in parasal politika kararları, ABD'nin ekonomik tahminleri ve bankacılık düzenlemelerine ilişkin hassas bilgiler aktardığını ortaya çıkardı.
Davada en kritik delil, Rogers'ın Çinli bir akademisyenle yaptığı e-posta yazışmaları oldu. Bu yazışmalarda Rogers, "Fed'in faiz indirimi kararını üç ay önceden biliyordum" ifadelerini kullandı. Mahkeme, bu ifadelerin piyasa manipülasyonu ve ulusal güvenlik ihlali niteliği taşıdığına hükmetti. Ayrıca Rogers'ın, gizli toplantı raporlarını Çin konsolosluğu çalışanlarına aktardığı da iddianamede yer aldı.
Savunma tarafı, Rogers'ın yalnızca akademik işbirliği yaptığını, bilgilerin kamuya açık kaynaklardan derlendiğini öne sürdü. Ancak mahkeme, eski danışmanın güvenlik protokollerini ihlal ettiğine ve bilerek yalan beyanda bulunduğuna karar verdi. Ceza, aynı zamanda 50 bin dolar para cezası ve 2 yıl denetimli serbestlik içeriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu dava, ABD-Çin arasındaki istihbarat ve teknoloji savaşının en üst düzeye ulaştığı bir dönemde gerçekleşti. Özellikle son yıllarda ABD, Çin'in ekonomik casusluk faaliyetlerine karşı daha sert önlemler alıyor. 2022'de kabul edilen CHIPS ve Bilim Yasası ile Çin'e yüksek teknoloji transferini engellemeye çalışan Washington, benzer şekilde Fed gibi kritik kurumlardaki eski çalışanların da dış bağlantılarını mercek altına aldı.
Analistlere göre, Rogers'ın cezası sadece bireysel bir vakayı değil, aynı zamanda ABD'deki "dönüş kapısı" (revolving door) uygulamasının risklerini de gündeme getiriyor. Emekli kamu görevlilerinin özel sektör ya da yabancı hükümetlerle yakın ilişkileri, ulusal güvenlik açısından tehdit oluşturabiliyor. Öte yandan Çin merkezli haber ajansları, bu tür davaların "Çin karşıtı histerinin" bir parçası olduğunu savunuyor. Ancak mahkeme belgeleri, Rogers'ın Çinli istihbarat görevlileriyle yıllarca süren gizli temasını somut kanıtlarla ortaya koydu.
ABD hükümeti, bu kararla birlikte diğer potansiyel casusluk vakalarına da caydırıcı bir mesaj göndermeyi hedefliyor. Özellikle merkez bankaları, istihbarat servislerinin hedefinde yer alıyor; çünkü para politikası kararları, küresel piyasalarda milyarlarca dolarlık etki yaratabiliyor. 2013'te Fed'in tahvil alım programını sızdıran bir çalışanın da benzer şekilde cezalandırılması, bu tür ihlallerin tekrarlanmasını önlemek için sistematik önlemlerin yetersiz kaldığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ve Çin arasındaki bu gerilimde dengeli bir pozisyon izlemeye çalışsa da, casusluk vakaları küresel finans sistemindeki kırılganlıkları hatırlatıyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) da benzer şekilde hassas verileri koruması kritik önem taşıyor. Ayrıca, Türkiye'nin Çin ile gelişen ekonomik ilişkileri (özellikle Kuşak ve Yol Projesi kapsamında) bu tür güvenlik risklerini beraberinde getirebilir. TCMB ve BDDK'nın, uluslararası istihbarat faaliyetlerine karşı siber güvenlik ve personel denetimlerini artırması, benzer olayların yaşanmasını engelleyebilir. Bu dava aynı zamanda, küresel merkez bankalarının bağımsızlığına yönelik tehditlerin sadece politik değil, aynı zamanda istihbari boyutunun da olduğunu gösteriyor.