Hong Kong polisi, kent genelindeki bağımsız kitapevlerine eş zamanlı baskınlar düzenleyerek 5 kişiyi gözaltına aldı. Operasyon, 2020'de yürürlüğe giren sert ulusal güvenlik yasası kapsamında gerçekleştirildi. Yetkililer, baskınların “yasa dışı yayınların” dağıtımını engellemek amacıyla yapıldığını açıkladı. Gözaltına alınanlar arasında kitapevi sahipleri ve çalışanlarının bulunduğu belirtiliyor. Bu son operasyon, son aylarda bağımsız kitapevlerine yönelik artan baskının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı: Ulusal Güvenlik Yasası ve İfade Özgürlüğü
Hong Kong, 1997'de Birleşik Krallık'tan Çin'e devredilmesinden bu yana “tek ülke, iki sistem” prensibiyle yönetiliyor. Ancak 2019'daki kitlesel protestoların ardından Pekin yönetimi, kente sert bir ulusal güvenlik yasası getirdi. Yasa, “ayrılıkçılık, yıkıcı faaliyetler, terörizm ve yabancı güçlerle iş birliği” suçlarını kapsıyor. Eleştirmenler, yasanın ifade özgürlüğünü ve basın özgürlüğünü ciddi şekilde kısıtladığını savunuyor.
Son aylarda Hong Kong polisi, bağımsız kitapevlerine yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı. Aralık 2023'te ünlü kitapevi “The Book Attic” baskına uğramış ve sahibi tutuklanmıştı. Şubat 2024'te ise “Swindon Books” adlı kitapevine yapılan baskında çok sayıda kitap toplatılmıştı. Polis, bu operasyonlarda ele geçirilen yayınların “ulusal güvenliği tehdit ettiği” gerekçesiyle imha edildiğini duyurdu.
Uluslararası Af Örgütü ve Sınır Tanımayan Gazeteciler gibi insan hakları kuruluşları, Hong Kong'daki kitapevi baskınlarını kınadı. Örgütler, yasanın “kitapçıları hedef alarak sansürü derinleştirdiğini” belirtti. Çin hükümeti ise operasyonların “yasal” olduğunu ve Hong Kong'un istikrarını korumak için gerekli olduğunu savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Hong Kong'un Geleceği ve Çin-ABD Rekabeti
Hong Kong'daki son gelişmeler, kentin uluslararası finans merkezi olma statüsünü tehdit ediyor. Pekin yönetiminin sıkı güvenlik önlemleri, yabancı yatırımcıların ve uluslararası şirketlerin kente olan güvenini sarsıyor. ABD ve Avrupa Birliği, Hong Kong'un özerk yapısının zayıflatılmasına tepki gösteriyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, “Hong Kong'un medya ve ifade özgürlüğünün korunması gerektiğini” vurguladı.
Öte yandan Çin, Hong Kong üzerindeki egemenlik haklarını savunuyor ve iç işlerine müdahaleyi reddediyor. Kitapevi baskınları, Çin'in “sosyalist temel değerler” ve “ulusal güvenlik” adına yürüttüğü daha geniş bir kampanyanın parçası. Benzer uygulamalar Makao ve Tayvan'da da görülüyor. Uzmanlar, Hong Kong'daki bu baskıların bölgedeki ifade özgürlüğü alanını daralttığını ve otoriter yönetim modellerinin yaygınlaştığına işaret ettiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hong Kong'daki kitapevi baskınları, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de küresel ifade özgürlüğü ve uluslararası hukuk bağlamında önem taşıyor. Türkiye, benzer şekilde ulusal güvenlik gerekçesiyle kitap yasakları ve yayıncılık kısıtlamaları konusunda eleştirilere maruz kalmış bir ülke. Bu gelişme, ulusal güvenlik ile ifade özgürlüğü arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gündeme getiriyor. Türkiye'nin Çin ile artan ekonomik ilişkileri göz önüne alındığında, Hong Kong'un durumu Ankara-Pekin hattında diplomatik bir konu haline gelebilir. Ayrıca, Türkiye'nin AB ve ABD ile ilişkilerinde insan hakları ve özgürlükler konusundaki hassasiyetini artırabilir.