Yeni açıklanan veriler, Hollywood'a sağlanan mali teşviklerin, çevre temizliği gibi topluluklar için hayati önem taşıyan harcamalardan daha öncelikli hale geldiğini gösteriyor. Los Angeles'tan New York'a seyahat edenlerin gözden kaçırabileceği bu harcama türü, kamu kaynaklarının dağılımında önemli bir dengesizliğe işaret ediyor. ABD'de eyalet ve yerel yönetimler, film yapımcılarını çekmek için milyarlarca dolar vergi teşviki sunarken, çevre kirliliğiyle mücadele ve temizlik projeleri için ayrılan bütçeler kısıtlı kalıyor.
Teşviklerin Arka Planı ve Çevresel Maliyetler
Son yıllarda ABD'de birçok eyalet, film ve dizi prodüksiyonlarını kendi bölgelerine çekmek için cömert vergi indirimleri ve nakit teşvikler sağlıyor. Kaliforniya, New York, Georgia ve Louisiana gibi eyaletler, bu yarışta öne çıkmak için milyarlarca doları gözden çıkardı. Örneğin, Kaliforniya'nın film teşvik programı yılda yüz milyonlarca doları bulurken, New York eyaleti de benzer şekilde prodüksiyonlara büyük fonlar ayırıyor. Ancak bu teşviklerin gerçek getirisi tartışmalı. Bağımsız araştırmalar, çoğu zaman bu harcamaların vaat edilen ekonomik canlanmayı yaratmadığını, aksine yerel vergi mükelleflerine ek yük getirdiğini ortaya koyuyor.
Öte yandan, ülke genelinde çevre temizliği projeleri yetersiz fonla boğuşuyor. Eski sanayi bölgelerinde toprak ve su kirliliğinin temizlenmesi, hava kalitesinin iyileştirilmesi ve iklim değişikliğiyle mücadele için ayrılan kaynaklar sınırlı. Özellikle düşük gelirli ve azınlıkların yoğun yaşadığı mahalleler, çevresel adaletsizlikten en çok etkilenen kesimler. Los Angeles'ta bile, şehrin göbeğindeki bazı bölgelerde kurşun ve diğer zehirli maddelerle kirlenmiş alanların temizlenmesi yıllardır gündemde, ancak bütçe yetersizliği nedeniyle ilerleme kaydedilemiyor.
Hollywood'un ekonomik etkisi elbette yadsınamaz. Film endüstrisi, doğrudan ve dolaylı olarak yüz binlerce kişiye istihdam sağlıyor, turizmi canlandırıyor ve yerel işletmelere gelir yaratıyor. Ancak son kanıtlar, bu etkinin abartıldığını ve kamu kaynaklarının daha verimli kullanılabileceğini gösteriyor. Örneğin, Georgia'da yapılan bir araştırma, eyaletin film teşvikleri için harcadığı her 1 doların karşılığında sadece 20 sent geri döndüğünü ortaya koydu. Bu, vergi mükelleflerinin parasının büyük ölçüde boşa gittiği anlamına geliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki bu tartışma, aslında küresel bir olgunun parçası. Birçok ülke, yaratıcı endüstrileri desteklemek için benzer teşvikler sunuyor. Ancak pandemi sonrası dönemde, kamu bütçeleri üzerindeki baskı arttı ve öncelikler sorgulanmaya başlandı. İklim krizi derinleşirken, hükümetlerin çevre yatırımlarına daha fazla kaynak ayırması gerekiyor. ABD'de de kamuoyu, yeşil altyapı ve temiz enerjiye yönelik harcamaların artırılmasını talep ediyor. Hollywood teşvikleri ise bu talebin önünde bir engel olarak görülüyor.
Özellikle son yıllarda yaşanan orman yangınları, kasırgalar ve sel felaketleri, çevresel yatırımların ne kadar kritik olduğunu gösterdi. Los Angeles, son yıllarda rekor düzeyde sıcak hava dalgaları ve yangınlarla mücadele ediyor. Bu koşullarda, milyonlarca doların film prodüksiyonlarına akıtılması, halk nezdinde haklı bir öfke yaratıyor. New York'ta da benzer şekilde, deniz seviyesinin yükselmesi ve fırtına sularına karşı altyapı yatırımları gecikmiş durumda. Bu şehirlerde yaşayanlar, vergilerinin sinema sektörüne değil, kendi güvenliklerine harcanmasını istiyor.
Uzmanlar, teşviklerin gözden geçirilmesi ve çevre projelerine öncelik verilmesi gerektiğini belirtiyor. Bazı eyaletlerde ise bu yönde adımlar atılmaya başlandı. Örneğin, Kaliforniya'da yeni bir yasa teklifi, film teşviklerinin çevresel sürdürülebilirlik kriterlerine bağlanmasını öngörüyor. Bu tür düzenlemeler, kamu kaynaklarının daha adil dağıtılması ve çevresel sorunların çözülmesi için umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye de son yıllarda dizi ve film prodüksiyonlarını çekmek için çeşitli teşvikler sunuyor. İstanbul, Antalya ve Kapadokya gibi bölgelerde yapılan yabancı prodüksiyonlar, hem tanıtım hem de ekonomik katkı sağlıyor. Ancak Türkiye'nin de çevre temizliği, iklim kriziyle mücadele ve deprem güvenliği gibi acil yatırım alanları var. Kamu kaynaklarının dağılımında, kısa vadeli ekonomik kazançlar yerine uzun vadeli sürdürülebilirlik ve toplum sağlığı önceliklendirilmeli. ABD'deki tartışma, Türkiye'ye de ders olmalı: Yaratıcı endüstri teşvikleri, çevresel ve sosyal fayda gözetilerek tasarlanmalı. Aksi halde, kısa vadeli prestij projeleri, halkın refahını tehdit eden çevresel sorunlara çözüm bulunmasını geciktirebilir. Türkiye, yeşil dönüşümü destekleyen politikalara ağırlık vererek hem ekonomik hem de çevresel kazanç sağlayabilir.