Hollanda Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı Dilan Yeşilgöz-Zegerius, Fas millî futbol takımı taraftarlarının kazandıkları veya kaybettikleri maçların ardından sokaklarda çıkardıkları olaylara tepki gösterdi. Yeşilgöz, taraftarların maç sonucu ne olursa olsun “deliler gibi” davrandığını söyledi. Bu açıklama, Hollanda’da yaşayan Fas kökenli vatandaşlar ile hükümet arasında gerilime yol açtı. Olaylar, Fas’ın Dünya Kupası maçları sonrası Rotterdam, Lahey ve Amsterdam gibi büyük şehirlerde meydana geldi. Polis, çok sayıda kişiyi gözaltına alırken, belediyeler ek güvenlik önlemleri aldı.
Gelişmenin Arka Planı: Futbol ve Toplumsal Gerilim
Hollanda, 2018’den bu yana artan bir şekilde, özellikle Fas kökenli gençlerin karıştığı toplumsal olaylarla boğuşuyor. Dünya Kupası sırasında yaşanan bu son olay, ülkedeki göç politikaları ve entegrasyon tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Yeşilgöz-Zegerius’un annesi Türk, babası Kürt kökenlidir. Kendisi 2017’de mülteci olarak Hollanda’ya gelmiştir. Bu nedenle göçmen toplulukların hassasiyetlerini anladığını belirten bakan, ancak “Faslıların sokakları terörize etme hakkı olmadığını” vurguladı. Fas kökenli Hollandalılar ise bu açıklamaları ayrımcılık olarak nitelendirdi. Faslı taraftarlar arasında yapılan anketlerde, çoğunluğun maç sonu kutlamalarının şiddete dönüşmemesi için kısıtlama getirilmesini desteklemesine rağmen, polis müdahalesinin orantısız olduğu yönünde eleştiriler var.
Hollanda’da Fas kökenlilerin oluşturduğu sivil toplum kuruluşları, Yeşilgöz’ün kullandığı “deliler” ifadesini sert bir dille kınadı. Nijmegen Üniversitesi’nden göç sosyoloğu Prof. Dr. Jan Willem Duyvendak’a göre, bu olay aslında futbol kaynaklı değil, on yıllardır süren entegrasyon sorunlarının bir yansıması. “Faslı gençler, işsizlik ve ayrımcılıkla mücadele ediyor. Futbol, bu bastırılmış duyguların dışa vurumu haline geliyor,” diyor. Duyvendak, hükümetin polis tedbirlerinin ötesinde sosyal politikalar geliştirmesi gerektiğini savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Avrupa’da Futbol ve Göçmen Karşıtlığı
Bu olay, yalnızca Hollanda’nın iç meselesi değil. Avrupa genelinde, özellikle Fransa, Almanya ve Belçika’da da Dünya Kupası sırasında benzer olaylar yaşandı. Fransa’da Fas’ın Fransa’yı yendiği maç sonrası Champs-Élysées’de çıkan olaylarda 100’den fazla kişi gözaltına alındı. Belçika’da ise Faslı taraftarların kutlamaları sırasında polis araçları ateşe verildi. Bu durum, Avrupa’da yükselen göçmen karşıtı popülist partilerin elini güçlendiriyor. Hollanda’da Geert Wilders’ın liderliğindeki Özgürlük Partisi (PVV), “Faslıları okula değil, futbol sahasına göndermek gerek” diyerek provokatif açıklamalar yaptı.
Öte yandan, Fas hükümeti Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yaptığı açıklamada, Hollanda’daki Faslıların suçlanmasını kınadı. Hollanda’ya Fas büyükelçisi çağrılarak konunun diplomatik düzeyde görüşülmesi talep edildi. Faslı yetkililer, olayları “bazı provokatörlerin” çıkardığını belirterek, tüm Fas toplumunun hedef alınmasını eleştirdi. Bu tartışmalar, Hollanda ile Fas arasındaki ikili ilişkileri de etkileyebilir. Hollanda, Fas’ın en büyük yatırımcıları arasında yer alıyor ve iki ülke arasında önemli ticari bağlar bulunuyor.
Avrupa Birliği’nden yapılan resmî açıklamada, olaylara üzüntü duyulduğu ancak her ülkenin kamu düzenini kendi yasaları çerçevesinde sağlamakla yükümlü olduğu vurgulandı. AB Komisyonu Sözcüsü, Avrupa’da futbolun birleştirici gücüne inandıklarını ancak şiddetin asla kabul edilemez olduğunu belirtti. Bu açıklama, üye ülkelerin uygulamalarına müdahale etmekten kaçınan diplomatik bir dil kullanması olarak yorumlandı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Avrupa’da yaşayan vatandaşları ve soydaşları nedeniyle bu tür olaylara yabancı değil. Hollanda’da Türk kökenli bir bakanın bu söylemleri, Türkiye’de de yakından takip ediliyor. Olay, Avrupa’da göçmen toplulukların entegrasyonu sorununun devam ettiğini gösteriyor. Türkiye, benzer durumlarla karşılaşmamak için kendi vatandaşlarının bulunduğu ülkelerle diyalog kanallarını açık tutuyor. Ayrıca bu tür olaylar, Avrupa’daki Türk ve Müslüman topluluklara yönelik ön yargıları pekiştirme riski taşıyor. Türk dış politikası açısından, Hollanda’daki ırkçılık dalgası, ikili ilişkilerde hassas bir dengeyi korumayı gerektiriyor. Ankara, bu tür söylemlerin toplumsal barışı zedelediği uyarısında bulunabilir.