ABD ve İran'ın 15 Haziran'da çerçeve anlaşmasını duyurmasıyla birlikte, tüm gözler anlaşmanın doğrudan ABD-İran boyutuna çevrildi: Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, ABD deniz ablukasının kaldırılması ve İran'ın nükleer programının akıbeti. Ancak anlaşmanın belki de en kritik ve göz ardı edilen sonucu, bölgesel dengeleri kökünden değiştirecek bir gelişme olarak Lübnan üzerinde yoğunlaşıyor. Hizbullah'ın son dönemdeki risk alma stratejisi, ülkeyi artık uluslararası toplumun görmezden gelemeyeceği bir uçurumun eşiğine getirmiş durumda.
Anlaşmanın Gölgesinde Lübnan'ın Kaderi
Çerçeve anlaşması, uzun süredir devam eden müzakerelerin bir ürünü olarak görülse de, Hizbullah'ın bu anlaşmayı kendi lehine yorumladığı ve bölgedeki nüfuzunu artırma fırsatı olarak değerlendirdiği belirtiliyor. Uzmanlar, anlaşmanın İran'a sağladığı ekonomik rahatlamanın, Tahran'ın Lübnan'daki vekil gücü Hizbullah'a yönelik desteğini daha da artırabileceği görüşünde. Bu durum, Lübnan'ın iç siyasetindeki kırılgan dengeyi daha da bozabilir.
Hizbullah'ın son haftalarda İsrail sınırındaki gerginliği tırmandırması ve iç siyasette muhaliflere yönelik baskıyı artırması, örgütün artık sadece bir milis gücü değil, aynı zamanda bölgesel bir aktör olarak hareket etme iddiasında olduğunu gösteriyor. Lübnan'ın ekonomik çöküşünün derinleştiği, halkın yoksullukla boğuştuğu bir dönemde Hizbullah'ın bu çatışmacı tutumu, ülkeyi iç savaşa sürükleyebilecek bir dinamik yaratıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Lübnan'daki bu istikrarsızlık, sadece ülkenin iç meselesi olmaktan çıkıp bölgesel bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor. İsrail, Hizbullah'ın artan tehdidine karşı sürekli teyakkuz halinde; ABD ise anlaşmanın bölgesel yansımalarını sınırlamaya çalışıyor. Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkeleri, İran'ın Lübnan üzerinden nüfuzunu artırmasından endişe duyuyor. Avrupa Birliği ise Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının güvenliği açısından Lübnan'daki gelişmeleri yakından izliyor.
Hizbullah'ın risk stratejisi, aslında İran'ın bölgesel politikasının bir yansıması. Tahran, nükleer anlaşmadan elde ettiği kazanımları, Lübnan'dan Yemen'e, Suriye'den Irak'a kadar uzanan bir coğrafyada nüfuzunu pekiştirmek için kullanmayı hedefliyor. Bu durum, bölgede yeni bir çatışma dalgasının habercisi olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki bu gelişmeler, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki güvenliği ve bölgesel istikrarı açısından kritik önem taşıyor. Hizbullah'ın artan risk iştahı, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının güvenliğini tehdit edebilir ve Türkiye'nin enerji projelerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Lübnan'da yaşanacak olası bir istikrarsızlık, Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgeye yeni bir mülteci dalgası getirebilir. Türkiye'nin, BM nezdinde ve bölgesel platformlarda Lübnan'ın toprak bütünlüğünün korunması ve siyasi istikrarın sağlanması için diplomatik girişimlerini artırması bekleniyor. Ayrıca, İran'ın bölgesel nüfuzunun artması, Türkiye'nin Orta Doğu'daki etkinliğini dengeleme çabalarını zorlaştırabilir.