Hizbullah lideri Şeyh Naim Kasım, ABD arabuluculuğunda varılan İsrail-Lübnan deniz sınırı anlaşmasını 'büyük bir hata' olarak nitelendirerek geçersiz ve hükümsüz ilan etti. Kasım, Lübnan hükümetine 'ülkeyi mahveden günahlarından' vazgeçmesi çağrısında bulundu. Anlaşma, iki ülke arasındaki deniz yetki alanlarını belirleyerek doğalgaz arama çalışmalarının önünü açmayı hedefliyordu. Hizbullah'ın bu sert tepkisi, bölgedeki istikrarsızlığı derinleştirirken, Türkiye'nin de yakından takip ettiği Doğu Akdeniz enerji dengelerini etkileyebilir.
Anlaşmanın arka planı ve Hizbullah'ın tepkisi
ABD'nin arabuluculuğunda Ekim 2022'de imzalanan anlaşma, İsrail ile Lübnan arasındaki deniz sınırını belirleyerek tartışmalı Kariş sahası da dahil olmak üzere doğalgaz arama faaliyetlerini düzenliyor. Anlaşma, Lübnan'ın ekonomik krizden çıkışı için umut olarak görülüyordu. Ancak Hizbullah, İsrail ile her türlü normalleşmeye karşı çıkıyor ve anlaşmayı Lübnan'ın egemenliğine bir darbe olarak değerlendiriyor. Lider Kasım, yaptığı açıklamada hükümeti 'İsrail ve ABD'nin çıkarlarına hizmet etmekle' suçladı. Hizbullah'ın silahlı kanadı bölgede etkili olduğu için anlaşmanın uygulanması tehlikeye girebilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Anlaşma, Doğu Akdeniz'deki enerji rekabetinde önemli bir dönüm noktasıydı. İsrail, Kariş sahasından doğalgaz çıkarmaya başlarken, Lübnan da kendi sahalarını işletmeyi planlıyor. Hizbullah'ın bu hamlesi, İran'ın bölgedeki nüfuzunu artırma stratejisiyle de uyumlu. ABD ve İsrail ise anlaşmanın istikrar getireceğini savunuyor. Ancak Hizbullah'ın tehditleri, bölgede yeni bir gerginlik dalgası yaratabilir. Mısır, Yunanistan ve GKRY gibi ülkeler de gelişmeleri endişeyle izliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımında kilit aktörlerden biri. Hizbullah'ın anlaşmaya karşı çıkması, Türkiye'nin de karşı olduğu Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan'ın dahil olduğu deniz yetki alanı anlaşmalarını dolaylı olarak etkileyebilir. Ancak Hizbullah'ın İran'a yakınlığı, Türkiye'nin bölgedeki çıkarlarıyla çelişebilir. Ankara, istikrarı desteklerken, kendi egemenlik haklarını da koruma politikası izliyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji diplomasisini yeniden değerlendirmesine neden olabilir.