Lübnan merkezli Hizbullah, Pazartesi günü yaptığı ilk resmi açıklamada, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında askeri çatışmayı sona erdirmeyi hedefleyen çerçeve anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını duyurdu. Örgüt, İsrail güçlerinin Lübnan topraklarından tamamen çekilmesi sağlanana kadar ülkesini 'savunma' hakkını saklı tuttuğunu vurguladı. Anadolu Ajansı'nın aktardığı habere göre, Hizbullah'ın bu çıkışı bölgede tansiyonun düşürülmesine yönelik uluslararası çabaların devam ettiği bir döneme denk geldi. Açıklamada, anlaşmanın bölgesel istikrara katkı sağlayabileceği belirtilirken, Lübnan'ın egemenlik ve toprak bütünlüğünün korunmasının öncelikli olduğu ifade edildi.
Anlaşmanın arka planı ve Hizbullah'ın tutumu
İran ile ABD arasında varıldığı bildirilen çerçeve anlaşma, taraflar arasındaki on yılı aşkın süredir devam eden gerginliği sona erdirmeyi amaçlıyor. Anlaşmanın ayrıntıları henüz kamuoyuyla tam olarak paylaşılmamış olsa da, diplomatik kaynaklar bunun nükleer müzakerelerden bölgesel güvenlik düzenlemelerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsadığını belirtiyor. Hizbullah, Tahran'ın en önemli müttefiklerinden biri olarak, anlaşmaya destek verirken bir yandan da Lübnan'daki varlığını meşrulaştırmaya çalışıyor. Örgütün açıklamasında, 'Lübnan'ı savunma hakkı' vurgusu öne çıkarken, İsrail'in 2006 savaşından bu yana işgal altında tuttuğu Şeba Çiftlikleri ve Kefr Şuba tepeleri gibi bölgelerden çekilmesi talep ediliyor. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın geçmişte de dile getirdiği bu talep, örgütün silahlı kanadının meşruiyetini koruması açısından kritik önem taşıyor. Açıklamada ayrıca, anlaşmanın Lübnan'ın iç siyasetine müdahale olarak algılanmaması gerektiği, Hizbullah'ın bağımsız bir aktör olarak hareket ettiği mesajı verildi.
Hizbullah'ın bu hamlesi, Lübnan'da derinleşen ekonomik kriz ve siyasi çıkmaz ortamında gerçekleşiyor. Ülkede cumhurbaşkanlığı seçiminin iki yılı aşkın süredir yapılamaması, kurumların felç olmasına yol açarken, Hizbullah'ın İran'la olan bağları ülke içinde tartışma konusu olmaya devam ediyor. Bazı Lübnanlı siyasetçiler, örgütün İran-ABD anlaşmasına verdiği desteğin Beyrut'un bağımsız dış politikasını zayıflattığı eleştirisinde bulunurken, Hizbullah ise ulusal çıkarları ön planda tuttuğunu savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran-ABD anlaşması, sadece iki ülke arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda Ortadoğu'nun genel güvenlik mimarisini de etkileme potansiyeline sahip. Anlaşma, İran'ın bölgesel nüfuzunun sınırlandırılması ve Yemen, Suriye, Irak gibi ülkelerdeki vekil güçlerin faaliyetlerinin düzenlenmesini de kapsayabilir. Hizbullah'ın anlaşmaya verdiği destek, Tahran'ın müttefiklerini sürece dahil etme çabası olarak yorumlanıyor. Öte yandan İsrail, görüşmelerin dışında tutulduğu için anlaşmaya şüpheyle yaklaşıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, daha önce yaptığı açıklamalarda İran'la yapılacak herhangi bir anlaşmanın kendilerini bağlamayacağını ve gerektiğinde askeri seçenekleri masada tutacaklarını söylemişti. Hizbullah'ın 'tam İsrail çekilmesi' talebi, bu bağlamda İsrail ile Lübnan arasında yeni bir gerginlik kaynağı olarak öne çıkıyor. BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı, İsrail'in Lübnan'dan çekilmesini ve Hizbullah'ın silahsızlanmasını öngörüyor ancak bu kararın uygulanması yıllardır askıda. Anlaşmanın bölgesel yansımaları, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri tarafından da yakından izleniyor. Bu ülkeler, İran'ın nüfuzunun artmasından endişe duyarken, anlaşmanın Yemen'deki savaşın sonlanmasına katkı sağlayabileceği umudunu taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ve ABD arasındaki anlaşmayı bölgesel istikrar açısından olumlu bir adım olarak değerlendirmekle birlikte, anlaşmanın uygulanmasının yakından takip edilmesi gerektiğini düşünüyor. Ankara, İran'la enerji ve ticaret ilişkilerini sürdürürken, ABD ile de stratejik ortaklık bağlarını korumaya çalışıyor. Anlaşma, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik kaygılarını doğrudan etkileyebilir; özellikle PKK/PYD unsurlarının İran ve ABD arasındaki denklemdeki rolü Ankara için kritik. Ayrıca, Hizbullah'ın Lübnan'daki varlığı ve silahlanması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliği ve deniz yetki alanları mücadelesinde dolaylı bir etki yaratabilir. Türkiye, anlaşmanın Lübnan'ın egemenliğini güçlendirmesi ve bölgede yeni bir çatışma hattı oluşturmaması için diplomatik girişimlerini sürdürecek gibi görünüyor.