Hindistan'ın yurtdışında yaşayan vatandaşlarından (diaspora) gelen mevduat akışı, ülkenin özel dış mevduat programı (FCNR-B) kapsamında ilk kez 100 milyar doların üzerine çıktı. Financial Express gazetesi, Çarşamba günü ismini açıklamadığı yetkililere dayandırdığı haberinde, Hindistan Merkez Bankası'nın (RBI) bu özel programına girişlerin tarihi bir eşiği aştığını duyurdu. Bu rakam, Hindistan'ın döviz rezervleri ve dış finansman ihtiyacı açısından kritik bir dönüm noktası olarak yorumlanıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Hindistan Merkez Bankası, FCNR-B (Foreign Currency Non-Repatriable) olarak bilinen bu mevduat programını, özellikle döviz kurlarındaki dalgalanmalara karşı rezervlerini güçlendirmek ve ülkeye döviz girişini teşvik etmek amacıyla kullanıyor. Program, yurtdışında yaşayan Hintlilerin yanı sıra, Hindistan'da ikamet eden kişilerin yurtdışından döviz cinsinden mevduat yapmalarına olanak tanıyor. Son dönemde küresel faiz oranlarının artması, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışlarına neden olurken, Hindistan'ın bu programla döviz girişini sürdürmesi dikkat çekiyor.
Financial Express'in haberine göre, söz konusu 100 milyar dolarlık eşik, Hindistan'ın dış finansman pozisyonunu güçlendirirken, rupinin dolar karşısındaki değer kaybını da sınırlamış görünüyor. Uzmanlar, bu girişlerin, Hindistan'ın cari açığının finansmanında önemli bir rol oynadığını ve ülkenin dış borç ödeme kapasitesine katkı sağladığını belirtiyor. Ancak, bu mevduatların vadesi geldiğinde geri çekilmesi durumunda ülkenin döviz rezervleri üzerinde baskı oluşabileceği de ifade ediliyor.
Hindistan hükümeti, özellikle 2023-2024 mali yılında yurtdışı vatandaşların ülkeye yatırım yapmasını teşvik etmek için çeşitli kampanyalar yürütüyor. Bu kapsamda, diasporanın tasarruflarını ülkeye yönlendirmek amacıyla vergi avantajları ve yatırım kolaylıkları sağlanıyor. Ayrıca, Hindistan'ın ekonomik büyüme hızının diğer büyük ekonomilere kıyasla yüksek seyretmesi, yurtdışında yaşayan Hintlilerin ülkelerine olan güvenini artırıyor.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Bu gelişme, yalnızca Hindistan ekonomisi için değil, küresel finans piyasaları açısından da önemli bir gösterge. Gelişmekte olan ülkelerin büyük bir kısmı, artan ABD faizleri ve jeopolitik riskler nedeniyle sermaye çıkışlarıyla mücadele ederken, Hindistan'ın diaspora mevduatları yoluyla istikrarlı bir döviz girişi sağlaması, ülkenin dış şoklara karşı dayanıklılığını ortaya koyuyor. Bu durum, küresel yatırımcıların gözünde Hindistan'ı diğer yükselen piyasalardan ayıran bir faktör olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan, bu mevduat akışında jeopolitik gelişmelerin de etkisi bulunuyor. Rusya-Ukrayna savaşı ve Çin'deki ekonomik yavaşlama gibi faktörler, yatırımcıları alternatif pazarlara yönlendiriyor. Hindistan'ın Batı ile geliştirdiği stratejik ortaklıklar ve enerji tedarikinde çeşitlendirme politikaları, ülkeyi küresel yatırım açısından cazip kılmaya devam ediyor. Ancak, küresel ekonomideki belirsizliklerin devam etmesi halinde, bu mevduat akışının sürdürülebilirliği üzerinde soru işaretleri oluşabilir.
Uzmanlar, 100 milyar doların altında kalmasına rağmen, bu programın Hindistan'ın dış finansmanında oynadığı kritik role dikkat çekiyor. Özellikle, 2013 yılında 'taper tantrum' olarak bilinen dönemde benzer bir programla Hindistan'ın 34 milyar dolar topladığı hatırlanıyor. O dönemde yaşanan kriz, Hindistan'ı dış finansman konusunda daha temkinli olmaya iterken, bugünkü başarılı program, ülkenin dış kırılganlıklarını azaltma çabalarının bir sonucu olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için iki açıdan önem taşıyor. Birincisi, Türkiye de Hindistan gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ve diasporası güçlü bir ülke. Türkiye'nin yurtdışı yerleşik vatandaşlarının döviz mevduatları, benzer bir finansman kaynağı olarak değerlendirilebilir. Hindistan'ın bu programdan elde ettiği başarı, Türkiye için potansiyel bir model olabilir. İkincisi, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım ilişkileri son dönemde artış gösteriyor; Hindistan'ın artan döviz rezervleri, bölgesel istikrar ve küresel piyasalar açısından olumlu bir sinyal oluşturarak Türkiye'nin ihracat yapacağı pazarlarda talep artışına da katkı sağlayabilir.