Hindistan'ın şehirleşme politikası, nüfus yoğunluğunun arttığı metropollerde dikey mimarinin önünü kesen yerel düzenlemeler nedeniyle eleştiriliyor. Ülkenin önde gelen teknoloji merkezlerinden Hyderabad, düşük katlı yerleşim planlarının sürdürülemez olduğunu ortaya koyarken, uzmanlar Hindistan'ın büyük şehirlerinin geleceği için gökdelenlerin bir lüks değil, zorunluluk olduğunu vurguluyor.
Hyderabad Örneği: Yatay Büyümenin Sınırları
Telangana eyaletinin başkenti Hyderabad, son on yılda bilgi teknolojileri sektöründeki patlamayla hızla büyüyen bir kent olarak öne çıkıyor. Ancak şehir, merkezi hükümetin ve yerel belediyenin uyguladığı kat yüksekliği sınırlamaları yüzünden yatayda genişlemek zorunda kalıyor. Şehrin çeperlerinde tarım arazileri ve yeşil alanlar betonlaşırken, altyapı maliyetleri artıyor, ulaşım süreleri uzuyor ve karbon salımı yükseliyor.
Hyderabad'daki mevcut yönetmelikler, bazı bölgelerde bina yüksekliğini 15-20 metreyle sınırlıyor. Oysa kent, ‘Genome Valley' gibi küresel çapta önem taşıyan biyoteknoloji ve ilaç endüstrisi kümelerine ev sahipliği yapıyor ve her yıl on binlerce nitelikli göçmen işçi çekiyor. Bu göç dalgası, konut talebini fahiş oranlarda artırırken, arz kısıtlı kalıyor. Emlak fiyatları son beş yılda yüzde 80'in üzerinde yükseldi; orta sınıf için ev sahibi olmak neredeyse imkânsız hale geldi.
Durum yalnızca konutla sınırlı değil. Ofis binalarında da verimlilik düşük; şirketler aynı metrekareye daha az çalışan sığdırabiliyor. Bangalor ve Mumbai gibi diğer büyük şehirlerde de benzer kısıtlamalar geçerli. Mumbai'de birkaç istisna dışında kat yüksekliği sınırı 65 metre iken, dünya metropollerinde bu rakamın 300 metrenin üzerine çıktığı görülüyor.
Küresel Karşılaştırma ve Bölgesel Dinamikler
Dünya genelinde New York, Şanghay ve Dubai gibi şehirler, dikey mimariyi ekonomik büyümenin motoru olarak kullanıyor. Gökdelenler, sınırlı arazi üzerinde daha fazla ekonomik faaliyeti barındırarak enerji verimliliği sağlıyor; toplu taşıma hatlarının beslediği yoğunluk, hizmet sektörünün verimini artırıyor. Örneğin Singapur, planlı bir şekilde gökdelenleri teşvik ederek hem yeşil dokuyu koruyabildi hem de yaşam kalitesini yükseltebildi.
Hindistan'da ise işin içine güvenlik endişeleri, deprem riskleri ve yangın söndürme kapasitesinin yetersizliği gibi teknik argümanlar karışıyor. Ancak uzmanlar, modern mühendislik tekniklerinin ve deprem yönetmeliklerinin bu riskleri minimize edebileceğini belirtiyor. Asıl sorun, 19. yüzyıldan kalma imar yasalarının değişen demografik gerçeklerle uyumsuzluğu. Hindistan'ın şehir nüfusu 2050'de 400 milyon kişi daha artacak; bu insanları barındırmak için her ay yeni bir Chicago büyüklüğünde kent inşa etmek gerekecek.
Hyderabad'da son dönemde bazı özel projelerde kat sınırının esnetilmesi, kentte ofis ve konut arzını rahatlatmış durumda. ‘HITEC City' adlı teknoloji kampüsü bölgesinde 40 katlı yapılara izin verilmesinin ardından bölge, cazibe merkezi haline geldi ve kentsel dönüşümde örnek olarak gösterilmeye başlandı. Bu durum, diğer eyaletleri de benzer düzenlemelere ikna edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan'daki bu tartışma, Türkiye'nin kentsel dönüşüm ve deprem sonrası yeniden yapılanma süreçleriyle doğrudan bağlantılıdır. Türkiye'de de 6 Şubat depremlerinin ardından gözler yapı stoğunun dikey yoğunluğuna çevrilmiş durumda. Ancak Hindistan'daki deneyim gösteriyor ki, yüksek katlı binalar bilimsel mühendislik ve doğru yönetmeliklerle güvenli hale getirilebilir. Türkiye'nin kentsel planlama pratiği, dayanıklılığı önceliklendirirken ekonomik sürdürülebilirliği de düşünmek zorunda. Özellikle İstanbul gibi metropollerde kontrolsüz yatay büyüme yerine, toplu taşıma bağlantılarıyla entegre, deprem güvenliği yüksek orta ve yüksek katlı yapıların özendirilmesi, hem kentsel dönüşümü hızlandırabilir hem de altyapı maliyetlerini düşürebilir. Bu bağlamda Hyderabad'ın yanısıra dünyadaki iyi uygulamaların Türkiye'de de yakından izlenmesi gerekiyor.