Hindistan'da dijital tüketimin patlamasıyla birlikte elektronik atık (e-atık) miktarı hızla artıyor. Bu atıkların büyük bir kısmı, kayıt dışı sektörde çalışan ve neredeyse hiçbir koruyucu ekipmana sahip olmayan işçiler tarafından elle sökülüyor, parçalanıyor ve geri dönüştürülüyor. Bu işçiler, günlük olarak cıva, kurşun, kadmiyum ve bromlu alev geciktiriciler gibi zehirli kimyasallara maruz kalıyor. Sonuç olarak deri hastalıkları, solunum yolu enfeksiyonları, nörolojik hasarlar ve kanser vakaları giderek yaygınlaşıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Hindistan yılda yaklaşık 3,2 milyon ton e-atık üretiyor ve bunun yalnızca yüzde 5'i resmi geri dönüşüm tesislerinde işleniyor. Geri kalanı ise başta Delhi, Bengaluru ve Mumbai olmak üzere büyük şehirlerin varoşlarındaki kayıt dışı atık sahalarında, çoğu zaman çocukların da dahil olduğu iş gücüyle işleniyor.
Gelişmenin arka planı
Hindistan hükümeti, 2016 yılında E-Atık Yönetimi Yönetmeliği'ni çıkararak kayıt dışı sektörü kayıt altına almaya ve sağlık güvenliği standartları getirmeye çalıştı. Ancak uygulama son derece zayıf. Atık toplayıcıları lisanssız çalışmayı sürdürüyor, çünkü resmi geri dönüşüm tesisleri atıkları toplamak için yetersiz altyapıya sahip. Ayrıca bu tesisler, işçilere sağlanan düşük ücretler karşısında rekabet edemiyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün raporuna göre, işçiler günde ortalama 5-10 dolar kazanıyor ve hiçbir sağlık sigortasına sahip değil. Birçok işçi, eldiven veya maske olmadan cıva içeren floresan lambaları çıplak elle kırıyor, kurşunlu lehimleri dişleriyle söküyor. Hindistan Tıp Araştırmaları Konseyi, e-atık sahalarında çalışan kadınlarda düşük oranlarının ve erken doğumların ülke ortalamasının üç katı olduğunu belgeledi.
Bölgesel ve küresel boyut
Hindistan'daki e-atık krizi, küresel bir tedarik zinciri sorununun parçasıdır. Gelişmiş ülkeler, elektronik atıklarının büyük bir kısmını yasadışı yollarla Güney Asya ve Afrika'ya ihraç ediyor. Basel Sözleşmesi tehlikeli atıkların ülkeden ülkeye transferini düzenlese de, uygulama denetim eksikliği nedeniyle zayıf kalıyor. Avrupa Çevre Ajansı, AB'den ihraç edilen e-atığın yüzde 60'ının yasadışı yollarla Asya'ya gönderildiğini tahmin ediyor. Çin, 2018'de e-atık ithalatını yasakladıktan sonra, Hindistan dünyanın en büyük e-atık varış noktalarından biri haline geldi. Bu durum, yalnızca işçi sağlığını değil, aynı zamanda toprak, su ve hava kirliliğini de tetikliyor. Örneğin Delhi'nin Seelampur bölgesinde, e-atık geri dönüşümü yapılan nehirlerdeki kurşun seviyesinin uluslararası standartların 40 katı olduğu tespit edildi. Küresel sivil toplum kuruluşları, sorumlu geri dönüşüm ve üretici sorumluluğu yasalarının güçlendirilmesini talep ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, artan dijital tüketim ve teknolojik atık birikimiyle benzer bir sorunla karşı karşıya. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, ülkede yılda yaklaşık 500 bin ton e-atık oluşuyor ve bunun yalnızca yüzde 10'u lisanslı tesislerde geri dönüştürülüyor. Kayıt dışı sektörde çalışan işçiler benzer sağlık riskleriyle karşılaşırken, Türkiye'nin AB mevzuatına uyum sürecinde daha sıkı atık yönetim politikaları benimsemesi gerekiyor. Ayrıca, Avrupa Birliği'nin dijital dönüşüm ve yeşil mutabakat hedefleri kapsamında e-atık yönetimine ayırdığı fonlar, Türkiye için bir fırsat oluşturabilir. Hindistan örneği, yalnızca çevresel değil, aynı zamanda insan hakları ve halk sağlığı boyutuyla da bu sorunun acil bir politika önceliği haline getirilmesi gerektiğini gösteriyor.