Geçtiğimiz hafta Nepal'de meydana gelen şiddetli seller, ülkenin enerji geleceği açısından kritik bir soruyu gündeme getirdi: İklim değişikliği nedeniyle giderek daha kırılgan hale gelen Himalayalar'da, hidroelektrik santrallerini yeniden inşa etmek ne kadar güvenli? Sel felaketinde, tünellerde mahsur kalan yüzlerce işçiyi kurtarma çalışmaları sürerken, gözler bu hayati enerji projelerinin geleceğine çevrilmiş durumda. Yetkililer, felaketin boyutlarını araştırırken, bilim insanları ve mühendisler, artan sıcaklıkların eriyen buzullar ve dengesiz hava koşullarıyla birleşerek bu tür altyapıları nasıl riske attığını tartışıyor.
Felaketin Boyutları ve Kurtarma Çalışmaları
Nepal'in kuzeyindeki dağlık bölgelerde etkili olan sağanak yağışların tetiklediği seller ve çamur akıntıları, özellikle hidroelektrik santral inşaatlarının sürdüğü vadilerde büyük yıkıma yol açtı. Yetkililer, tünel ve şantiyelerde mahsur kalan işçi sayısının yüzlerle ifade edildiğini, kurtarma ekiplerinin zorlu arazi koşullarında çalışmalarını sürdürdüğünü bildirdi. İlk belirlemelere göre, en az 50 kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi kayıp. Felaket, ülkenin enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayan ve komşu ülkelere elektrik ihraç eden hidroelektrik sektörünü de vurdu. Pek çok santralin iletim hatları zarar görürken, inşaat halindeki bazı baraj ve tüneller çöktü ya da su altında kaldı.
Nepal hükümeti, afet bölgelerinde acil durum ilan ederken, ordu ve polis ekipleri iş makineleriyle enkazları kaldırmaya çalışıyor. Ancak bölgeye ulaşımın zorluğu, kurtarma çalışmalarını yavaşlatıyor. Özellikle, hidroelektrik projelerinin yoğunlaştığı Karnali ve Gandaki nehir havzalarında hasarın büyük olduğu belirtiliyor. Enerji Bakanlığı yetkilileri, hasar tespit çalışmalarının ardından bir yol haritası oluşturacaklarını, ancak önceliklerinin can kurtarmak olduğunu vurguladı.
İklim Değişikliği ve Altyapı Riskleri
Uzmanlar, bu felaketin iklim değişikliğinin somut bir göstergesi olduğunu söylüyor. Himalayalar, küresel ısınmanın etkisiyle ortalamadan daha hızlı ısınıyor; buzullar eriyor, buzul gölleri büyüyor ve ani taşkınlar (GLOF) riski artıyor. Ayrıca, değişen muson desenleri, kısa sürede aşırı yağışlara neden olarak toprak kaymalarını ve selleri tetikliyor. Bu durum, nehir yataklarına inşa edilen hidroelektrik santralleri için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Mühendislik firmaları, projeleri planlarken tarihsel verilere dayanan sel risklerini hesaplıyor; ancak iklim değişikliği bu verileri güvenilmez kılıyor. Geçmişte 'yüzyılın seli' olarak nitelendirilebilecek olaylar artık daha sık yaşanır hale geldi.
Nepal, enerji ihtiyacını karşılamak ve ekonomisini büyütmek için hidroelektriğe büyük umut bağlamış durumda. Ülke, özellikle Hindistan ve Bangladeş'e elektrik ihraç ederek gelir elde etmeyi hedefliyor. Ancak bu hedef, iklim değişikliğinin getirdiği belirsizliklerle gölgeleniyor. Bilim insanları, yeni projelerin tasarımında iklim modellerinin dikkate alınması gerektiğini, aksi takdirde benzer felaketlerin kaçınılmaz olacağını belirtiyor. Bazıları, küçük ölçekli ve nehir tipi santraller yerine, daha dayanıklı ve yeraltı yapıların tercih edilmesi gerektiğini savunuyor. Ancak bu tür yatırımlar maliyetli ve uzun vadeli planlama gerektiriyor.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
Nepal'deki bu durum, yalnızca ülkenin iç meselesi değil; aynı zamanda Himalayalar'daki iklim değişikliğinin bölgesel sonuçlarına dair önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Hindistan, Pakistan, Bangladeş ve Butan gibi ülkeler de benzer coğrafi koşullara sahip ve hidroelektrik projeleri geliştiriyor. Özellikle Hindu Kush Himalaya bölgesi, 'Asya'nın su kulesi' olarak adlandırılıyor ve milyarlarca insanın su kaynağını oluşturuyor. Buradaki buzul erimeleri ve aşırı hava olayları, nehir akışlarını etkileyerek tarımı, içme suyunu ve enerji üretimini tehdit ediyor. Uzmanlar, ülkelerin ortak bir iklim adaptasyon stratejisi geliştirmesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, bu tür afetler, küresel tedarik zincirlerinde aksamalara yol açabilir; çünkü bölgede üretilen bazı mallar (örneğin tekstil, elektronik bileşenler) uluslararası piyasalara ihraç ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nepal'deki sel felaketi, Türkiye'nin de enerji politikaları açısından dersler çıkarabileceği bir nitelik taşıyor. Türkiye, özellikle Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinde hidroelektrik santrallerine yoğun yatırım yapmış durumda. Artan sıcaklıklar ve değişen yağış rejimleri, bu bölgelerde de sel, heyelan ve kuraklık risklerini artırıyor. Bu durum, Türkiye'nin enerji arz güvenliği ve altyapı dayanıklılığı açısından önemli bir uyarı. Ayrıca, Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadele politikaları kapsamında, yenilenebilir enerji yatırımlarını iklim risklerine karşı daha dirençli hale getirmesi gerekiyor. Türk mühendislik ve inşaat firmaları, Nepal gibi ülkelerde altyapı projeleri üstleniyor; bu nedenle bölgedeki iklim kaynaklı riskleri yakından takip etmeleri, hem finansal kayıpların önlenmesi hem de itibar yönetimi açısından kritik öneme sahip. Bu felaket, iklim değişikliğinin sınır tanımadığını ve küresel iş birliğinin şart olduğunu bir kez daha gösteriyor.