Uzun süredir kamuoyunda tartışılan ve ailelerin yıllardır mücadele ettiği 'Hillsborough Yasası' (Resmi adı: Kamu Görevlilerinin Sorumluluğu ve Şeffaflık Yasası), İngiltere Başbakanı Sir Keir Starmer'ın görev süresinin son günlerinde Avam Kamarası'na geri döndü. Yasa, 1989 yılında Sheffield'daki Hillsborough Stadyumu'nda yaşanan ve 97 futbol taraftarının hayatını kaybettiği facianın ardından, kamu görevlilerinin felaket anlarında ve sonrasında dürüst ve şeffaf davranmasını zorunlu kılan bir dizi düzenleme içeriyor. Yasanın, üzerinde mutabakat sağlanması halinde önümüzdeki haftalarda kabul edilmesi bekleniyor.
Arka plan: Hillsborough faciası ve yıllar süren adalet arayışı
15 Nisan 1989'da, FA Cup yarı final maçı için Liverpool ile Nottingham Forest taraftarlarını bir araya getiren Hillsborough Stadyumu'nda, polisin kötü yönetimi ve stadyum güvenlik önlemlerinin yetersizliği nedeniyle bir izdiham yaşandı. Olayda 97 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Facianın hemen ardından yapılan resmi açıklamalarda, olayın sorumlusu olarak Liverpool taraftarları gösterildi. Ancak yıllar süren bağımsız soruşturmalar ve ailelerin ısrarlı mücadelesi sonucunda, facianın asıl nedeninin polisin maç yönetimindeki ihmalleri ve stadyum güvenlik eksiklikleri olduğu ortaya çıktı. 2012'de yayınlanan Hillsborough Bağımsız Panel Raporu, ölümlerin büyük ölçüde önlenebilir olduğunu ve polisin olayı örtbas etmek için bilinçli olarak yanlış bilgi yaydığını ortaya koydu.
Bu süreçte, ölenlerin yakınları ve hayatta kalanlar, yıllarca süren hukuk mücadeleleri verdi. 2016'da yapılan ikinci bir soruşturma, ölümlerin 'yasadışı cinayet' olduğuna hükmetti. Ancak hiçbir polis memuru veya üst düzey yetkili, olayla ilgili olarak cezai kovuşturmaya uğramadı. Bu durum, kamuoyunda 'adil yargılanma hakkı' ve 'devlet şeffaflığı' konularında büyük tartışmalara yol açtı. 'Hillsborough Yasası' da işte bu adalet arayışının bir ürünü olarak ortaya çıktı.
Yasanın kapsamı ve beklenen etkileri
Yasa, kamu görevlilerinin (polis, itfaiye, sağlık çalışanları, yerel yönetim yetkilileri) bir felaket veya acil durum anında ve sonrasında, bilgiyi gizleme, çarpıtma veya yanlış yönlendirme yapmalarını suç haline getiriyor. Ayrıca, kamuya açık soruşturmaların bağımsız ve şeffaf bir şekilde yürütülmesini sağlamak için yeni bir denetim mekanizması kurulmasını öngörüyor. Yasa kapsamında, kamu görevlilerinin felaketlerle ilgili olarak yalan söylemesi veya belgeleri yok etmesi durumunda iki yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.
Yasanın, yalnızca Hillsborough benzeri olaylarda değil, aynı zamanda pandemi yönetimi, sel felaketleri, terör saldırıları gibi kamuoyunu ilgilendiren tüm kriz anlarında da uygulanması hedefleniyor. Uzmanlar, yasanın kabul edilmesi halinde İngiltere'de kamu yönetiminde yeni bir şeffaflık dönemi başlatabileceğini belirtiyor. Ancak bazı muhafazakar milletvekilleri, yasanın 'aşırı bürokratik yük' getireceği ve kamu görevlilerini 'karar almaktan çekinir hale getireceği' gerekçesiyle karşı çıkıyor.
Yasanın, Avam Kamarası'nda tüm partilerin desteğini alması bekleniyor. Başbakan Starmer, yasa için 'Birleşik Krallık'ta kamu yönetimini yeniden inşa etme yolunda tarihi bir adım' ifadelerini kullandı. Hillsborough ailelerinin avukatı Pete Weatherby ise 'Bu yasa, yıllardır suskun kalan devlet kurumlarının hesap vermesini sağlayacak. Ancak bu sadece bir başlangıç; cezai sorumluluğun da peşini bırakmayacağız' dedi.
Bölgesel ve küresel boyut
Hillsborough Yasası, uluslararası alanda da dikkatle takip ediliyor. Özellikle İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'da benzer yasaların çıkarılması için kampanyalar yürütülüyor. Avrupa Birliği ülkelerinde de, kamu görevlilerinin şeffaflığını artırmayı hedefleyen yasal düzenlemeler tartışılıyor. Uzmanlar, bu yasanın, felaket yönetiminde uluslararası standartları belirleyici bir rol oynayabileceğini belirtiyor. Özellikle, 11 Eylül saldırıları, Deepwater Horizon patlaması ve Granada sel felaketi gibi büyük olaylarda kamuoyunun bilgiye erişim hakkı ve devletlerin hesap verebilirliği konularında benzer talepler gündeme gelmişti. Hillsborough Yasası, bu taleplere yasal bir yanıt olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de benzer felaketler (örneğin, 1999 Marmara depremi, 2020 İzmir depremi, maden kazaları) sonrasında kamu görevlilerinin şeffaf olmaması ve soruşturmaların bağımsız yürütülmemesi sıkça eleştirilen konular arasında. Hillsborough Yasası, Türkiye'deki sivil toplum kuruluşları ve hukukçular tarafından örnek alınması gereken bir model olarak değerlendirilebilir. Özellikle, kamu yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirlik konularında uluslararası baskıların arttığı bir dönemde, bu tür yasaların Türkiye'de de tartışılması muhtemel. Ancak doğrudan bir etkisi olmasa da, küresel anlamda şeffaflık standartlarının yükselmesi, Türkiye'yi de dolaylı yoldan etkileyebilir.