ABD'de ProPublica'nın yayınladığı habere göre, 2024 yılında büyük yıkıma yol açan Helene Kasırgası'nın üzerinden iki yıl geçmesine rağmen, insanlar hâlâ sel ve fırtına riski en yüksek bölgelerde yaşamaya devam ediyor. Yetkililerin bu alanlarda yeni yapılaşmaya izin vermesi, afet sonrası iyileştirme ve imar politikalarının yetersizliğini gözler önüne seriyor.
Helene'in Ardından: Yıkım ve Sonrası
Helene Kasırgası, Eylül 2024'te ABD'nin güneydoğusunu vurarak Florida, Georgia, Kuzey Karolina, Güney Karolina, Tennessee ve Virginia gibi eyaletlerde geniş çaplı sel ve hasara neden oldu. Özellikle Kuzey Karolina'nın batı kesimlerinde dağlık arazide meydana gelen ani seller, altyapıyı tahrip etti ve yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. Kasırga, ABD tarihinin en maliyetli doğal afetlerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Afetin ardından bölgede büyük bir yeniden inşa süreci başladı. Ancak ProPublica'nın incelediği verilere göre, birçok yerel yönetim, sel riski yüksek alanlarda yeni yapı ruhsatları vermeye devam etti. Federal Acil Durum Yönetim Ajansı (FEMA) gibi kurumların uyarılarına rağmen, eyalet ve yerel düzeydeki imar düzenlemeleri yeterince sıkılaştırılmadı. Uzmanlar, bu durumun gelecekte benzer felaketlerde can ve mal kaybını artıracağı uyarısında bulunuyor.
Bölge sakinleri, bir yandan yeniden inşa edilen evlerine dönerken, diğer yandan bir sonraki büyük fırtınaya karşı savunmasız olduklarını biliyor. Sigorta şirketleri, riskli bölgelerde primleri artırırken, bazı aileler yeni konut kredisi bulmakta zorlanıyor. Yerel yönetimler ise ekonomik baskılar ve konut ihtiyacı nedeniyle imar kısıtlamalarını gevşetmek zorunda kalıyor.
İklim Değişikliği ve Afet Politikaları
Bilim insanları, iklim değişikliğinin kasırgaların şiddetini ve sıklığını artırdığını belirtiyor. Daha sıcak okyanus suları, fırtınaların daha hızlı güçlenmesine ve daha fazla yağış bırakmasına neden oluyor. Helene gibi fırtınaların gelecekte daha sık görülmesi bekleniyor. Buna karşın ABD'de imar ve afet politikaları hâlâ büyük ölçüde eyalet ve yerel yönetimlerin insafına bırakılmış durumda. Federal düzeyde bağlayıcı standartlar bulunmuyor.
ProPublica, bazı bölgelerde sel riski haritalarının güncellenmediğini, yeni yapıların eski verilere göre onaylandığını ortaya koydu. Bu da insanların farkında olmadan yüksek riskli alanlarda yaşamasına yol açıyor. Uzmanlar, afet sonrası yardımların riskli bölgelere yeniden yapılaşmayı teşvik etmemesi gerektiğini vurguluyor. Ancak mevcut sistem, afet yardımlarını koşulsuz sağlayarak aynı hataların tekrarlanmasına zemin hazırlıyor.
İklim göçü kavramı da bu bağlamda öne çıkıyor. Riskli bölgelerden güvenli alanlara taşınma, özellikle düşük gelirli aileler için maddi olarak mümkün değil. Bu da sosyal adaletsizliği derinleştiriyor. Federal hükümetin, risk azaltma ve planlı taşınma konusunda daha aktif rol alması gerektiği yönünde çağrılar var.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, deprem ve sel gibi doğal afetlere sık maruz kalan bir ülke olarak benzer sorunlarla karşı karşıya. 2023 Kahramanmaraş depremlerinin ardından yapılan imar afları ve riskli bölgelerdeki yapılaşma tartışmaları, ABD'deki durumla paralellik gösteriyor. Türkiye'nin afet yönetimi ve kentsel dönüşüm politikaları, riskli alanlarda yapılaşmayı önlemekte yetersiz kalabiliyor. Bu haber, Türkiye'nin de iklim değişikliğine bağlı afetlere karşı daha katı imar ve sigorta düzenlemeleri geliştirmesi gerektiğini hatırlatıyor. Ayrıca, afet sonrası yardımların riskli bölgelerde yeniden yapılaşmayı teşvik etmemesi konusunda ders çıkarılabilir.