Sudan ordusu lideri Abdel Fattah al-Burhan, ABD'nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılması için vize vermemesine ve artan ateşkes çağrılarına rağmen, paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (RSF) karşı savaşını sürdüreceğini açıkladı. RFI'ye konuşan bir Sudanlı araştırmacı, ABD'nin bu adımının nedenini ve Washington'un Sudan'daki artan yalnızlığını değerlendirdi.
ABD'nin Tutumu ve Sahadaki Dengeler
Sudan'da Nisan 2023'ten bu yana ordu ile RSF arasında devam eden çatışmalar binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca kişinin yerinden edilmesine yol açtı. ABD, Cidde'de yürütülen arabuluculuk görüşmelerinde aktif rol almaya çalışsa da, Sudan ordusu Washington'u tarafsız olmamakla suçluyor. Burhan yönetimi, ABD'nin RSF'ye verdiği desteği açıkça eleştiriyor. Uzmanlara göre Washington, hem RSF'yi hem de orduyu aynı anda memnun edemedi ve sonuçta her iki taraftan da tepki topladı.
ABD'nin Burhan'a vize vermemesi, bu gerilimin somut bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Washington, Burhan'ın New York'taki BM Genel Kurulu'na katılmasına izin vermeyerek, Sudan ordusuna yönelik baskıyı artırmayı hedefliyor. Ancak bu hamle, Sudan yönetiminde ABD'ye karşı duyulan güvensizliği daha da derinleştirebilir. Burhan, vize kararına rağmen savaşı sürdüreceğini ve ateşkes çağrılarına boyun eğmeyeceğini net bir şekilde ifade etti.
Sudanlı araştırmacı, RFI'ye yaptığı açıklamada, ABD'nin Sudan'da "yabancılaşma" sürecini hızlandırdığını belirterek, "Washington, Sudan halkı nezdinde meşruiyetini kaybediyor. Ordu, ABD'yi RSF'ye destek vermekle suçluyor ve bu suçlama sokakta da karşılık buluyor" dedi. Araştırmacı, ABD'nin Sudan'da uyguladığı yaptırımların ve vize kısıtlamalarının sivil halkı olumsuz etkilediğini, siyasi çözümü zorlaştırdığını savundu.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Sudan'daki savaş, sadece ülke içinde değil, bölgesel dengeler açısından da kritik bir hal aldı. Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkeleri, çatışmanın tarafları üzerinde etkili olmaya çalışıyor. Özellikle BAE'nin RSF'ye lojistik destek sağladığı iddiaları, ABD ile bölge müttefikleri arasında gerilime neden oluyor. ABD, bir yandan RSF'yi savaş suçu işlemekle suçlarken, diğer yandan ordunun demokratik geçişi engellediğini düşünüyor. Bu ikilem, Washington'un Sudan politikasını etkisiz kılıyor.
Sudan ordusu, son aylarda RSF'ye karşı bazı askeri başarılar elde ettiğini duyursa da, çatışmalar şiddetlenerek devam ediyor. BM ve insan hakları örgütleri, her iki tarafın da sivil kayıplara neden olan ihlaller yaptığını raporluyor. Uluslararası toplum, ateşkes ve insani yardım koridorlarının açılması için çağrılarını sürdürüyor ancak somut bir ilerleme kaydedilemiyor.
ABD'nin Burhan'a vize vermemesi, aslında Washington'un Sudan'da etkili bir aktör olamadığının bir itirafı olarak değerlendiriliyor. Sudan ordusu, Rusya ve Çin gibi aktörlere yönelerek ABD'nin baskısından kurtulmaya çalışıyor. Moskova, Sudan'da askeri bir üs kurmak için görüşmeler yürütürken, Pekin ekonomik yatırımlarla etkisini artırıyor. Bu durum, ABD'nin Afrika Boynuzu'ndaki stratejik çıkarlarını tehdit ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sudan'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika Boynuzu politikalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Sudan'da hem ekonomik yatırımları hem de insani yardımlarıyla öne çıkan bir aktör. Savaşın uzaması, Türk iş insanlarının yatırımlarını riske atarken, insani krizin derinleşmesi Ankara'nın bölgedeki insani diplomasi çabalarını zorlaştırıyor. Ayrıca, ABD'nin Sudan'dan çekilmesi, Türkiye'ye arabuluculuk ve nüfuz alanı açabilir. Ancak savaşın tarafları arasında denge gözetmek ve Kızıldeniz güvenliğini korumak Türkiye için hassas bir denge gerektiriyor. Ankara, Sudan'da kalıcı bir ateşkes için bölgesel aktörlerle işbirliğini artırabilir.