Hindistan'ın önde gelen yatırım kuruluşlarından HDFC Securities'in CEO'su Dhiraj Relli, ülkenin döviz takası (forex swap) girişiminin benzeri görülmemiş bir başarı elde ettiğini belirtti. Bloomberg Insight programında konuşan Relli, Hindistan Merkez Bankası'nın (RBI) yabancı para cinsinden banka mevduatlarını özendiren FCNR(B) programı aracılığıyla ek 12 milyar dolar toplanmasını beklediğini ifade etti. Bu açıklama, Hindistan'ın küresel finansal piyasalardaki konumunu güçlendirmeye yönelik attığı adımların bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı: FCNR(B) Programı ve Döviz Takası Stratejisi
Hindistan Merkez Bankası, 2023 yılında döviz rezervlerini artırmak ve rupinin değer kaybını önlemek amacıyla bankalara yönelik bir döviz takası (forex swap) mekanizması başlatmıştı. Bu mekanizma, bankaların yurt dışından topladığı döviz mevduatlarını (FCNR-B hesapları) merkez bankasına belirli bir süreliğine satmasını ve karşılığında rupi almasını öngörüyor. Böylece hem bankaların döviz likiditesi artıyor hem de merkez bankası rezervlerini güçlendiriyor.
HDFC Securities CEO'su Dhiraj Relli, bu programın özellikle Hindistan diasporasının güçlü desteğini arkasına aldığını vurguladı. Relli, "Hint diasporası tarihsel olarak ülkesine bağlılığıyla bilinir; bu tür programlarda da yüksek katılım gösteriyor. Bu kez de FCNR(B) mevduatlarına olan talebin beklentilerin üzerinde olduğunu görüyoruz" dedi. Programın ilk aşamasında hedeflenen 10 milyar doların üzerinde bir talep toplandığı, şimdi ise ek 12 milyar dolarlık bir büyüme beklendiği belirtiliyor.
Hindistan ekonomisi, son yıllarda yüksek büyüme hızına rağmen cari açık ve enflasyon gibi makroekonomik zorluklarla mücadele ediyor. Döviz rezervlerinin güçlendirilmesi, olası dış şoklara karşı tampon oluşturması açısından kritik önem taşıyor. FCNR(B) programı, özellikle 2013 yılında yaşanan "taper tantrum" (ABD Merkez Bankası'nın tahvil alımlarını azaltacağı açıklaması sonrası gelişen piyasa türbülansı) döneminde benzer bir başarı elde etmişti. O dönemde de Hindistan diasporası ülkeye milyarlarca dolar aktarmıştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hindistan'ın bu girişimi, yalnızca ülke ekonomisi için değil, aynı zamanda küresel finansal sistem açısından da önem taşıyor. Gelişmekte olan ülkelerin artan dolar borçları ve küresel faiz oranlarındaki yükseliş, birçok ülkeyi döviz rezervlerini artırmaya itiyor. Hindistan'ın başarılı forex swap uygulaması, diğer gelişmekte olan ekonomilere de örnek teşkil edebilir.
Özellikle Asya bölgesinde, Hindistan ve Çin arasındaki ekonomik rekabet devam ederken, Hindistan'ın finansal istikrarını güçlendirmesi bölgesel dengeleri etkileyebilir. Ayrıca, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası artan enerji fiyatları ve küresel tedarik zincirindeki aksaklıklar, gelişmekte olan ülkelerin döviz rezervlerini daha da önemli hale getirdi. Hindistan'ın bu adımı, hem iç piyasalara güven veriyor hem de yabancı yatırımcıların ülkeye ilgisini artırıyor.
Uzmanlar, Hindistan'ın döviz takası stratejisinin dünyada nadir görülen bir başarı örneği olduğunu belirtiyor. Program, bankaların döviz mevduatlarını merkez bankasına devretmeleri sayesinde likiditeyi yönetirken, bir yandan da ulusal rezervlerin büyümesini sağlıyor. Bu mekanizma, özellikle gelişmekte olan ülkeler için önemli bir politika aracı olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan'ın döviz takası girişimi, Türkiye'nin de benzer zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde dikkat çekiyor. Türkiye, yüksek enflasyon ve döviz rezervlerinin erimesi gibi sorunlarla mücadele ederken, Hindistan'ın bu başarılı uygulaması, gelişmekte olan ülkelerin dış finansman ve rezerv yönetiminde nasıl farklı araçlar kullanabileceğine dair önemli bir örnek oluşturuyor. Türkiye'nin de benzer bir mekanizmayı hayata geçirip geçiremeyeceği tartışılabilir; ancak iki ülkenin ekonomik yapıları ve uygulama şekilleri farklılık gösteriyor. Türkiye'deki mevduat sahiplerinin ve bankaların döviz mevduatlarına olan güveni, bu tür bir programın başarısı için kritik öneme sahip. Hindistan'daki diasporanın güçlü desteği, Türkiye'deki yurt dışı yaşayan Türklerin de benzer bir rol oynayabileceğini gösteriyor. Ancak, bu tür programların sürdürülebilirliği ve uzun vadeli etkileri üzerine dikkatli bir analiz yapılması gerekiyor. Türkiye, kendi ekonomik koşullarına uygun politika araçlarını geliştirmek zorunda.