Apollo Global Management'ın Başekonomisti Torsten Slok, ABD Hazine Bakanlığı'nın stratejik tahvil geri alım operasyonlarının küresel piyasalar üzerinde 'kara bir bulut' gibi dolaştığını belirtti. Bloomberg Television'da katıldığı 'Bloomberg The Close' programında konuşan Slok, bu operasyonların ekonomik etkilerini değerlendirirken, Federal Rezerv'in (Fed) para politikasına ilişkin öngörülerini de paylaştı. Slok'un yorumları, yatırımcıların Hazine'nin borç yönetimi stratejisine ilişkin endişelerini artırırken, piyasalarda dalgalanmaya neden oldu.
Hazine'nin Stratejik Geri Alım Programı
ABD Hazine Bakanlığı, 2024 yılında başlattığı stratejik geri alım programı kapsamında, piyasadaki mevcut tahvillerin bir kısmını satın almayı hedefliyor. Bu programın temel amacı, piyasa likiditesini artırmak ve tahvil piyasalarındaki işlem hacmini canlandırmak olarak açıklanmıştı. Ancak Slok, bu uygulamanın beklenenin aksine belirsizlik yarattığını ve piyasa katılımcılarının geleceğe yönelik planlarını olumsuz etkilediğini ifade etti.
Slok, Hazine'nin geri alım ihalelerinin zamanlaması ve fiyatlandırmasının belirsiz olduğunu, bu durumun da piyasada tedirginlik yarattığını dile getirdi. Özellikle vade yapısı uzun olan tahvillerde bu belirsizliğin daha belirgin hissedildiğini kaydeden Slok, 'Yatırımcılar; Hazine'nin hangi tahvilleri, hangi fiyattan ve ne zaman geri alacağını bilmiyor. Bu da piyasada 'kara bir bulut' gibi bir etki yaratıyor' dedi.
Fed'in Para Politikası ve Enflasyon Görünümü
Programın yarattığı belirsizliğin yanı sıra Slok, Federal Rezerv'in faiz politikasına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Slok, Fed'in enflasyonla mücadelede önemli bir aşama kaydettiğini ancak henüz işin bitmediğini söyledi. 'Fed, faiz oranlarını düşürmeye başlamadan önce enflasyonun sürdürülebilir bir şekilde %2 hedefine doğru ilerlediğinden emin olmak istiyor. Bu nedenle bu yıl içinde sadece bir veya iki faiz indirimi öngörüyorum' ifadelerini kullandı.
Slok, piyasanın Fed'in faiz indirimlerine yönelik beklentilerinin bir miktar iyimser olduğunu, ancak önümüzdeki aylarda açıklanacak verilerin belirleyici olacağını vurguladı. Özellikle işgücü piyasası ve hizmet sektöründeki fiyat artışları, Fed'in kararlarında belirleyici olacak. Slok, 'Piyasa, Fed'in eylül ayında faiz indirimine başlayacağını fiyatlıyor. Ancak bu, enflasyonun seyrine bağlı. Eğer enflasyon yapışkan kalırsa, Fed daha uzun süre bekleme eğiliminde olabilir' dedi.
Küresel Etkiler ve Türkiye'ye Yansımaları
ABD Hazine'sinin geri alım programı sadece Amerikan piyasalarını değil, küresel finansal koşulları da etkiliyor. ABD tahvil piyasasındaki dalgalanmalar, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını ve para birimleri üzerinde baskı oluşturabiliyor. Uzmanlar, bu programın özellikle gelişmekte olan ekonomilerde risk algısını artırdığını ve bu ülkelerin borçlanma maliyetlerini yükseltebileceğini belirtiyor.
Bu durum; Türkiye gibi dış finansman ihtiyacı yüksek olan ülkeler için de önemli. ABD'deki faiz oranlarının yüksek seyretmesi, gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetlerini artırıyor ve yatırımcıların bu ülkelerden kaçmasına neden olabiliyor. Türkiye'nin mevcut makroekonomik politikaları ve rezerv birikimi, bu tür dışsal şoklara karşı dayanıklılığı artırıcı olsa da, küresel koşullar sıkılaştıkça Türkiye'nin de bu durumdan etkilenmesi kaçınılmaz görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Hazine'sinin geri alım programının yarattığı belirsizlik, küresel piyasalarda risk algısını artırıcı bir etki yapıyor. Bu durum, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışını olumsuz etkileyebilir ve Türkiye'nin finansman koşullarını zorlaştırabilir. Türkiye, son dönemde uyguladığı sıkı para politikası ve rezerv birikimi sayesinde dış görünümünü iyileştirmiş olsa da, küresel faiz oranlarının uzun süre yüksek seyretmesi, Türk lirası üzerinde baskı yaratabilir ve dış borçlanma maliyetlerini artırabilir. Bu nedenle Türkiye'nin dış kaynaklara erişimini çeşitlendirmesi ve cari açığı azaltıcı yapısal reformlara önem vermesi kritik önem taşıyor. Slok'un uyarıları, gelişmekte olan ekonomiler için küresel finansal koşulların hâlâ kırılgan olduğunu teyit ediyor.