ABD'de bazı politikacılar, gökyüzündeki uçak güvenliğinden yolların kalitesine ve ordunun savaş hazırlığına kadar pek çok sorunun kaynağı olarak 'çeşitlilik' kavramını hedef gösteriyor. Ancak uzmanlara göre bu, asıl sorunları gizleyen tehlikeli bir aldatmaca. Politika yapıcıların, eğitimden altyapıya, savunmadan ekonomiye kadar birçok alanda yaşanan sistematik sorunları göz ardı edip, bunun yerine hayali bir 'çeşitlilik tehdidi' yaratmaları, kamuoyunu yanıltmaktan başka bir işe yaramıyor. Bu yaklaşım, aslında on yıllardır süregelen yatırım yetersizlikleri, kurumsal verimsizlikler ve liyakat eksikliği gibi temel problemleri görmezden gelmek anlamına geliyor.
Kurumsal çöküşün günah keçisi: Çeşitlilik
Son dönemde ABD'de havacılık kazalarındaki artış, kötüleşen yol altyapısı ve orduda personel sıkıntısı gibi konular gündemdeyken, bazı muhafazakar politikacılar bu sorunların nedenini 'aşırı çeşitlilik politikalarına' bağlıyor. Özellikle Federal Havacılık İdaresi (FAA) ve Savunma Bakanlığı gibi kurumlarda çeşitlilik ve kapsayıcılık programlarının liyakatı zedelediği iddia ediliyor. Ancak veriler bu iddiaları desteklemiyor. FAA'daki son güvenlik açıkları, yetersiz bütçe, eskiyen teknoloji ve hava trafik kontrolörü eksikliğinden kaynaklanıyor. Benzer şekilde, ABD ordusundaki personel alım krizi, çeşitlilik programlarından değil, rekabetçi olmayan maaşlar ve yaşam koşullarından kaynaklanıyor.
Politikacıların bu söylemi, aslında kamuoyunun dikkatini dağıtmak için kullanılan klasik bir 'günah keçisi' taktiği. Kurumların yıllardır ihmal edilen sorunlarını çözmek yerine, kolayca hedef gösterilebilecek bir kavram yaratılıyor. Bu durum, sadece siyasi bir söylem değil, aynı zamanda kamu politikalarını da olumsuz etkiliyor. Çeşitlilik programlarının hedef alınması, bu programların aslında liyakatı artırdığını gösteren araştırmalar varken, kurumsal hafıza kaybına ve yetenek havuzunun daralmasına yol açıyor.
Küresel bir eğilim: Sembolik politikanın yükselişi
Bu durum sadece ABD'ye özgü değil. Dünya genelinde popülist liderler, karmaşık sorunları basit düşman imgeleri üzerinden açıklamaya çalışıyor. Göçmen karşıtlığı, cinsiyet eşitliği karşıtlığı veya çeşitlilik karşıtlığı gibi söylemler, aslında ekonomik durgunluk, gelir adaletsizliği ve kurumsal güvensizlik gibi derin yapısal sorunların üzerini örtüyor. Uzmanlar, bu tür sembolik politikaların, uzun vadede toplumları daha da kutuplaştırdığı ve asıl çözüm gereken alanlarda reform yapılmasını engellediği konusunda uyarıyor. Örneğin, ABD'de altyapı yatırımlarının onyıllardır ertelenmesi ve savunma bütçesindeki verimsizlikler, çeşitlilik politikalarından çok daha büyük bir tehdit oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu tartışma, Türkiye'de de benzer bir dinamiğe işaret ediyor. Son yıllarda bazı siyasi söylemlerde 'küresel sermaye', 'yabancı etkisi' veya 'sosyal mühendislik' gibi kavramlar günah keçisi yapılarak, eğitim sisteminden ekonomiye kadar birçok alandaki yapısal sorunların üzeri örtülüyor. Türkiye açısından alınacak ders şu: Kurumların liyakat, şeffaflık ve verimlilik temelinde reforme edilmesi gerekirken, bunun yerine sembolik düşmanlar yaratmak, sadece krizleri derinleştirir. ABD örneği, bu tür söylemlerin uzun vadede toplumsal güveni zedelediğini ve asıl sorunları çözümsüz bıraktığını gösteriyor. Türk karar alıcıları için önemli olan, dış düşman aramak yerine iç dinamikleri sorgulamaktır.