İsrail güvenlik çevrelerinde uzun süredir tartışılan bir iddia artık ana akım haline geliyor: Hamas'ın ciddi bir askeri tehdit olma kapasitesi sona erdi. Yıllardır süren çatışmalar, ambargolar ve hedefli suikastlar, örgütün altyapısını büyük oranda tahrip etti. Gazze'deki son çatışmalarda Hamas'ın roket stoklarının tükendiği, komuta kademesinin büyük kısmının etkisiz hale getirildiği ve mali kaynaklarının kurutulduğu belirtiliyor. Ancak bu durum, Filistin meselesinin sona erdiği anlamına gelmiyor; aksine, direnişin yeni bir forma büründüğü bir geçiş dönemine girildiğini gösteriyor.
Zayıflayan Yapı, Değişen Strateji
Hamas, 2007'den bu yana Gazze'yi kontrol eden fiili bir otoriteydi. Ancak Mısır sınırındaki tünellerin yok edilmesi, Katar ve İran'dan gelen mali desteğin kesintiye uğraması ve İsrail'in düzenlediği hassas operasyonlar, örgütün lojistik ağını çökertti. Son bir yılda Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın büyük çaplı operasyon yapacak gücü kalmadığı istihbarat raporlarına yansıyor. Örgüt, daha çok bireysel eylemler ve küçük hücrelerle varlık göstermeye çalışıyor. Bu da, klasik bir gerilla örgütünden ziyade, dağınık bir direniş ağına dönüştüğünü gösteriyor.
Siyasi açıdan ise Hamas, Filistin Yönetimi ile birleşme konusunda zorlanıyor. 2017'de imzalanan uzlaşı anlaşmalarına rağmen, Gazze'deki fiili ayrılıkçı yapı devam ediyor. Ancak örgütün meşruiyet kaybı, Batı Şeria'da da etkisini hissettiriyor. Filistinliler arasında yapılan kamuoyu yoklamaları, Hamas'a olan desteğin azaldığını, ancak mevcut Filistin Yönetimi'ne de güvenin sarsıldığını ortaya koyuyor. Bu boşluk, daha radikal grupların veya İslami Cihad gibi örgütlerin alan kazanmasına yol açabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hamas'ın zayıflaması, sadece İsrail-Filistin çatışmasını değil, bölgesel dengeleri de etkiliyor. Mısır, Sina Yarımadası'nda güvenlik endişelerini azaltmak için Hamas'ın kontrolünü memnuniyetle karşılıyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, İsrail ile normalleşme sürecinde Hamas'ın bir engel olmaktan çıkmasını istiyor. Ancak İran için durum farklı; Hamas'ın zayıflaması, Tahran'ın Filistin sahasındaki nüfuz kaybı anlamına geliyor. İran, Hizbullah üzerinden dolaylı olarak Hamas'a destek vermeye devam ediyor, ancak bu desteğin etkinliği sorgulanıyor.
Uluslararası toplumda ise Hamas'ın terör listelerinden çıkarılması yönünde bazı sesler yükselse de, AB ve ABD'nin tutumu değişmiş değil. İsrail, güvenlik kaygılarını öne sürerek Gazze'ye yönelik ablukayı sürdürüyor. Bu durum, bölgede insani krizi derinleştiriyor. BM ve insani yardım kuruluşları, Gazze'deki altyapı çöküşüne dikkat çekiyor. Ekonomik çöküş, işsizlik ve umutsuzluk, yeni bir direniş dalgasının tohumlarını ekebilir. Tarihsel deneyimler, siyasi çözüm üretilmediğinde şiddetin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hamas ile kurduğu ilişkiler nedeniyle İsrail ve Batı ile zaman zaman gerilim yaşadı. Hamas'ın zayıflaması, Türkiye'nin Filistin politikasını yeniden gözden geçirmesine neden olabilir. Ankara, bir yandan Filistin davasına verdiği desteği sürdürürken, diğer yandan İsrail ile normalleşme çabalarını dengelemek zorunda. Hamas'ın marjinalleşmesi, Türkiye'nin bölgedeki etkinliğini azaltma riski taşıyor, ancak aynı zamanda Filistin Yönetimi ile ilişkileri güçlendirme fırsatı da sunuyor. Türkiye, insani yardım ve yeniden inşa süreçlerinde öncü rol oynayarak, hem Filistinliler nezdinde hem de uluslararası alanda itibarını artırabilir. Ancak bu, dikkatli bir dış politika hamlesi gerektiriyor.