ABD’nin, Haiti vatandaşlarına tanıdığı Geçici Koruma Statüsü’nün (TPS) 27 Temmuz’da sona ermesi planlanıyor. Bu gelişme, hem ABD’de yaşayan yaklaşık 350 bin Haitiliyi hem de Haiti’deki ailelerini derinden endişelendiriyor. Söz konusu tarihten itibaren, ülkede yasal statüsü bulunmayan Haitililerin sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya kalması bekleniyor. Haiti, uzun süredir devam eden siyasi kriz, çete şiddeti ve ekonomik çöküntüyle mücadele ederken, ABD’nin bu kararı iki ülke arasındaki insani ve diplomatik ilişkilerde yeni bir gerilim yaratıyor. Kararın, Haiti’nin zaten kırılgan olan toplumsal yapısını daha da derinden etkilemesi öngörülüyor.
TPS’nin sona ermesi ve etkileri
Geçici Koruma Statüsü, ABD’nin doğal afet, silahlı çatışma veya olağanüstü durumlar nedeniyle ülkelerine dönmeleri güvenli olmayan yabancılara tanıdığı geçici bir yasal korumadır. Haiti, 2010 yılında yaşanan yıkıcı depremin ardından TPS kapsamına alınmıştı. O tarihten bu yana, ülkedeki istikrarsızlık ve doğal afetler nedeniyle bu statü defalarca uzatıldı. Ancak ABD yönetimi, geçtiğimiz yıllarda TPS’yi sona erdirme kararı aldı ve bu kararın 27 Temmuz’da yürürlüğe girmesi bekleniyor. Bu süreçte, yaklaşık 350 bin Haitili, ABD’de yasal kalış hakkını kaybedecek ve sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya kalacak.
Haitililer, ABD’de özellikle Florida, New York ve Massachusetts gibi eyaletlerde yoğun olarak yaşıyor. Bu kişilerin büyük bir kısmı, ABD ekonomisinde önemli roller üstleniyor; sağlık sektöründen inşaat sektörüne, tarımdan hizmet sektörüne kadar birçok alanda çalışıyor. TPS’nin sona ermesi, hem bu kişilerin hem de onların ailelerinin geleceğini belirsizliğe sürüklüyor. Ayrıca, sınır dışı edilenlerin Haiti’ye dönüşü, ülkede zaten kötüleşen insani durumu daha da ağırlaştırabilir. Haiti, halihazırda çete şiddeti, gıda kıtlığı ve sağlık hizmetlerinin çöküşü gibi ciddi sorunlarla mücadele ediyor.
ABD’deki Haiti toplumu, bu karara karşı geniş çaplı protestolar düzenliyor. Özellikle sivil toplum kuruluşları ve insan hakları örgütleri, TPS’nin sona erdirilmesinin insani bir felakete yol açacağı konusunda uyarıyor. Ayrıca, ABD Kongresi’nde bazı milletvekilleri, kararın geri alınması veya en azından ertelenmesi için yasal girişimlerde bulunuyor. Ancak şu ana kadar bu girişimlerden olumlu bir sonuç alınamadı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, ABD’nin göç politikalarının yalnızca bir parçası olarak görülmemeli. Karar, Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde geniş yankı uyandıracak nitelikte. Haiti’den göç edenlerin büyük bir kısmı, komşu ülkeler olan Dominik Cumhuriyeti, Bahamalar ve Jamaika gibi ülkelere de yönelmiş durumda. ABD’nin TPS kararını sona erdirmesi, bu ülkelerdeki göçmen nüfusunun artmasına ve bölgedeki istikrarın bozulmasına yol açabilir. Özellikle Dominik Cumhuriyeti, Haiti kökenli göçmenlere yönelik ayrımcı politikalarıyla biliniyor ve bu durum bölgesel gerilimleri artırabilir.
Küresel ölçekte ise, ABD’nin bu kararı, uluslararası göç politikaları açısından önemli bir emsal teşkil ediyor. Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü (UNHCR) ve Uluslararası Göç Örgütü (IOM) gibi kuruluşlar, Haiti’deki insani durumun TPS’nin sona erdirilmesi için uygun bir zemin oluşturmadığını vurguluyor. Bu kuruluşlar, Haiti’nin ülke içinde yerinden edilmiş binlerce insanla başa çıkma kapasitesinin sınırlı olduğunu hatırlatıyor. Ayrıca, bu kararın diğer ülkelerdeki geçici koruma programlarına da olumsuz yansımaları olabileceği endişesi taşınıyor. Örneğin, Orta Amerika ülkelerinden gelen göçmenler için ABD’de benzer statülerin geleceği de merak konusu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, göç ve mülteci krizleri konusunda küresel ölçekte önemli bir aktör olarak öne çıkıyor. Bu bağlamda, ABD’nin Haiti’ye yönelik TPS kararının sona ermesi, Türkiye’nin göç politikaları ve insani yardım yaklaşımı açısından bazı dersler içeriyor. Türkiye, Suriye’den gelen milyonlarca mülteciyi ağırlarken, geçici koruma statüsünün önemini bizzat deneyimlemiş bir ülke olarak, Haiti’de yaşanacak insani krizin bölgesel istikrara etkilerini yakından izlemeli. Ayrıca, bu durum, uluslararası toplumun göç yönetimindeki tutarlılığının ve insani sorumluluklarının sorgulanmasına neden olabilir. Türkiye, bu çerçevede uluslararası platformlarda göçmen hakları ve insani korumanın önemini vurgulayan bir pozisyon alarak, Küresel Göç Mutabakatı gibi inisiyatiflerde aktif rol oynamalıdır. Bununla birlikte, Türkiye’nin kendi göç politikalarını şekillendirirken, geçici koruma statülerinin sürdürülebilirliği ve kriz sonrası dönemdeki geçiş süreçleri konusunda Haiti örneğinden çıkarımlar yapması faydalı olacaktır.