İran ve desteklediği silahlı gruplar, Yemen ve Irak'ta eşzamanlı olarak harekete geçerek uluslararası enerji sevkiyatı için hayati önem taşıyan iki koridoru fiilen bloke etti. Bu gelişme üzerine petrol fiyatları hızla yükselirken, küresel ekonomi üzerindeki baskı artıyor. ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Orta Doğu'da hem askeri hem diplomatik açıdan giderek derinleşen bir krizle karşı karşıya.
Gelişmenin Arka Planı
Yemen'de İran destekli Husiler, Kızıldeniz ve Bab-ül Mendep Boğazı'ndan geçen petrol tankerlerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Bu boğaz, Avrupa ve Asya arasındaki deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği kritik bir nokta. Husilerin insansız hava araçları ve balistik füzelerle gerçekleştirdiği saldırılar, birçok denizcilik şirketinin rotasını değiştirmesine neden oldu; sigorta maliyetleri arttı ve teslimat süreleri uzadı.
Irak'ta ise İran'a bağlı milis gruplar, Basra Körfezi çıkışındaki Hürmüz Boğazı'nı tehdit edecek şekilde konuşlandı. Hürmüz, dünya petrol arzının beşte birinin geçtiği en kritik darboğaz. Irak hükümeti, bu gruplar üzerindeki kontrolünü büyük ölçüde yitirmiş durumda; Bağdat yönetimi, hem İran yanlısı milisler hem de ABD askeri varlığı arasında sıkışmış durumda.
Bu iki cephenin eşzamanlı olarak aktifleşmesi, İran'ın bölgesel vekil ağı üzerinden ABD ve müttefiklerine karşı çok cepheli bir baskı stratejisi izlediğini gösteriyor. Tahran, nükleer programına yönelik uluslararası baskıyı hafifletmek ve olası bir askeri müdahaleyi caydırmak için bu vekil güçleri kullanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Petrol fiyatları, bu gelişmelerin ardından varil başına yüzde 8'in üzerinde artış gösterdi. Brent petrol, 90 dolar sınırını aşarak son altı ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, enerji maliyetlerindeki bu artışın küresel enflasyonu yeniden tetikleyebileceği ve merkez bankalarının faiz indirim planlarını askıya alabileceği uyarısında bulundu. Avrupa Birliği, enerji arz güvenliği için acil toplantı düzenlerken, Asya ülkeleri alternatif tedarik yolları arayışına girdi.
ABD yönetimi, İran'ın bu saldırılarına karşı askeri ve ekonomik yaptırımlarla yanıt veriyor. Ancak Trump yönetiminin, Afganistan'dan çekilme sonrası bölgedeki askeri varlığını azaltma politikası, Washington'ın caydırıcılık kapasitesini zayıflatmış durumda. Ayrıca, Suudi Arabistan ve BAE gibi müttefikler, ABD'nin İran'a karşı tutumunu yeterince sert bulmadıklarını dile getiriyor.
Rusya ve Çin, bu gerilimden faydalanarak bölgedeki etkilerini artırmaya çalışıyor. Moskova, İran ile askeri işbirliğini derinleştirirken, Pekin enerji güvenliğini sağlamak için Tahran ile uzun vadeli petrol anlaşmaları yapıyor. Bu durum, ABD'nin Orta Doğu'daki liderliğini daha da sorgulanır hale getiriyor.
Uzmanlar, İran'ın bu saldırılarının arkasında yatan temel motivasyonun, nükleer müzakerelerde elini güçlendirmek ve Batı'yı tavize zorlamak olduğunu belirtiyor. Ancak bu strateji, bölgesel bir savaşı tetikleme riskini de beraberinde getiriyor. Özellikle İsrail'in, İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir askeri müdahalesi, tüm bölgeyi ateşe atabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, bu gelişmelerden doğrudan etkilenecek konumda. Enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden Türkiye, petrol fiyatlarındaki artışla cari açığını ve enflasyonu kontrol altında tutmakta zorlanabilir. Ayrıca, Irak ve Yemen'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin güney sınırlarında güvenlik risklerini artırıyor. PKK ile bağlantılı grupların bölgede yeniden hareketlenmesi olasılığı, Ankara'nın askeri ve diplomatik önlemler almasını gerektiriyor. Türkiye, hem İran hem de ABD ile dengeli ilişkiler yürütmeye çalışırken, bölgesel gerilimin tırmanması, ekonomik ve güvenlik çıkarlarını korumak için daha aktif bir diplomasi izlemesini zorunlu kılıyor.