Eski Başkan Donald Trump'ın ikinci döneminin perde arkasını anlatan yeni bir kitap, Trump'ın artık hiçbir siyasi veya hukuki sınır tanımadığını ve Beyaz Saray'da adeta bir 'rejim değişikliği' gerçekleştirdiğini ortaya koyuyor. New York Times muhabirleri Maggie Haberman ve Jonathan Swan'ın kaleme aldığı 'Regime Change: The Inside Story of Trump's Second Term' adlı eser, Trump'ın yeniden seçilmesiyle birlikte Washington'da yaşanan dönüşümü, eski ve yeni tanıkların ifadeleriyle belgeliyor.
Kitabın ana temaları: 'Çığırından çıkmış' bir başkan
Haberman ve Swan, kitabın iki ana temasını 'Trump'ın çığırından çıkması' ve 'sistemin içten çöküşü' olarak tanımlıyor. Yazarlara göre ikinci döneminde Trump, anayasal normları hiçe sayarak, sadakat testleri, özel sadık ekipler ve medyaya yönelik baskılarla geleneksel devlet yapısını yerle bir etti. Kitapta, Trump'ın göreve başlar başlamaz Pentagon, Adalet Bakanlığı ve istihbarat teşkilatlarına tamamen sadık isimler atadığı, kendisine muhalif olabilecek herkesi tasfiye ettiği anlatılıyor.
Özellikle 'Oval Ofis'te geçen kritik toplantıların kayıtlarına dayanılarak hazırlanan kitap, Trump'ın ikinci döneminde dış politika kararlarını dahi tek başına aldığını, hatta danışmanlarını bile devre dışı bıraktığını iddia ediyor. Haberman ve Swan, bu dönemde Trump'ın 'beni durduracak kimse yok' söylemiyle hareket ettiğini ve bunun da başta müttefikler olmak üzere uluslararası toplumda büyük endişe yarattığını vurguluyor.
Kitap ABD siyasetinde nasıl yankı buldu?
Kitabın yayımlanmasının ardından ABD'deki siyasi çevrelerde yoğun tartışmalar başladı. Demokratlar, kitabı Trump'ın demokrasi için bir tehdit olduğunun kanıtı olarak gösterirken, Cumhuriyetçiler ise iddiaların abartılı olduğunu savundu. Kitapta yer alan en dikkat çekici bölümlerden biri, Trump'ın ikinci döneminin ilk 100 gününde, eski döneme kıyasla çok daha agresif ve kuralları yıkan bir yönetim sergilemesi oldu. Yazarlar, bu sürecin ABD'nin kurumlarına olan güveni daha da zedelediğini ve ülkeyi derin bir siyasi kutuplaşmaya sürüklediğini belirtiyor.
Kitap ayrıca, Trump'ın medyaya karşı tutumunu da ele alıyor. Haberman ve Swan, Trump'ın ikinci döneminde kendisine yakın olmayan medya kuruluşlarına lisans iptalleri ve yasal yaptırımlar uygulamaya çalıştığını, hatta bazı gazetecileri hedef alarak sindirme politikası izlediğini iddia ediyor. Bu durum, ABD'de basın özgürlüğü açısından alarm zillerinin çalmasına neden oldu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın ikinci döneminde 'çığırından çıkmış' bir başkan olarak tanımlanması, Türk-Amerikan ilişkileri açısından da önemli sinyaller barındırıyor. Trump'ın ilk döneminde Türkiye ile ilişkilerde S-400 krizi ve Suriye politikası gibi konularda ciddi gerilimler yaşanmıştı. İkinci dönemde daha öngörülemez bir Trump profili, Ankara'nın Washington'la ilişkilerinde belirsizliği artırabilir. Öte yandan, Trump'ın kişisel diplomasiye verdiği önem ve Erdoğan'la kurduğu doğrudan iletişim, NATO içindeki gerilimlere rağmen iki lider arasında pragmatik bir işbirliğinin kapısını aralayabilir. Ancak kitapta anlatılan 'sistemin çöküşü' senaryosu, ABD'nin küresel liderlik rolünün zayıflaması durumunda Türkiye'nin hareket alanını genişletebilir.