ABD'nin son yıllarda sergilediği istikrarsız ve öngörülemez dış politika, Asya-Pasifik bölgesindeki orta büyüklükteki güçleri kendi aralarında daha sıkı işbirliği yapmaya yöneltiyor. Hindistan'ın son dönemdeki yoğun diplomatik hamleleri, bu eğilimin en somut örneği olarak öne çıkıyor. Yeni Delhi, Washington'un ticaret savaşları, güvenlik taahhütlerindeki belirsizlikler ve bölgesel krizlerdeki tutarsız tutumu karşısında, alternatif ortaklıklar geliştirme stratejisini hızlandırmış durumda.
Hindistan'ın çok yönlü diplomasi atağı
Hint diplomasisi, son aylarda Japonya, Avustralya, Endonezya ve Güney Kore gibi ülkelerle ilişkilerini derinleştirirken, bir yandan da Avrupa Birliği ve Körfez ülkeleriyle yeni işbirliği mekanizmaları kuruyor. Başbakan Narendra Modi'nin geçtiğimiz haftalarda Tokyo ve Canberra'yı kapsayan ziyaretleri, bu çok yönlü yaklaşımın en belirgin işaretlerinden biri oldu. Hindistan, sadece ABD merkezli QUAD ittifakına değil, aynı zamanda ASEAN ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi çeşitli platformlarda da aktif rol oynayarak, ABD'ye olan bağımlılığını azaltmayı hedefliyor.
Uzmanlara göre, bu diplomatik atak, ABD'nin özellikle ticaret politikalarındaki öngörülemezliğinden kaynaklanıyor. Washington'un Çin'e yönelik gümrük tarifeleri, teknoloji ambargoları ve bazı Asya ülkelerine uyguladığı baskılar, orta güçlerin kendi aralarında alternatif ticaret ve güvenlik ağları kurmasına neden oluyor. Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar'ın geçen hafta Singapur'da yaptığı konuşmada, "Çok kutuplu bir dünyada, ittifaklar geçici ve çıkara dayalı olmalıdır. Kimseye sırtınızı tam olarak yaslayamazsınız" sözleri bu eğilimi özetliyor.
Bölgesel güvenlik mimarisi yeniden şekilleniyor
Asya'daki orta güçlerin bu yakınlaşması, yalnızca diplomatik düzeyde kalmıyor; savunma işbirlikleri, ortak tatbikatlar ve teknoloji transferi anlaşmalarıyla da somutlaşıyor. Hindistan ve Japonya arasında imzalanan Malabar Deniz Tatbikatı'nın genişletilmesi, Hindistan ile Endonezya arasındaki deniz güvenliği mutabakatı ve Güney Kore ile yapılan savunma sanayi işbirliği anlaşmaları, bu yeni mimarinin yapı taşlarını oluşturuyor.
Öte yandan, bu durum Çin için de bir fırsat penceresi açıyor. Pekin, özellikle Hindistan ve Güneydoğu Asya ülkeleriyle olan ticari bağlarını kullanarak, ABD'ye karşı duyulan güvensizlikten yararlanmaya çalışıyor. Ancak, aynı zamanda Çin'in artan askeri faaliyetleri, özellikle Güney Çin Denizi'ndeki hak iddiaları, bu ülkeleri Çin'e karşı da tedbirli olmaya itiyor. Sonuçta, Asya'daki orta güçler hem ABD'ye hem de Çin'e tam olarak bel bağlamak istemiyor; kendi aralarında bir denge arayışına giriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Asya-Pasifik'e yönelik yeni açılım politikası açısından önemli sinyaller taşıyor. Türkiye, son yıllarda Hint-Pasifik bölgesinde Japonya, Güney Kore ve Hindistan ile ticari ve savunma işbirliklerini artırırken, ABD'nin bölgedeki güvenilirlik kaybı, Ankara'ya yeni manevra alanı sunuyor. Türkiye, orta güçler arasındaki bu çok yönlü ittifak arayışında, kendine benzer pozisyondaki ülkelerle ortaklıklar geliştirerek, hem ABD'ye hem de Çin'e alternatif bir dengenin parçası olabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Hint-Pasifik stratejisi kapsamında Endonezya ve Malezya gibi ASEAN ülkeleriyle ilişkilerini derinleştirmesi, bu yeni mimarinin Ankara için de fırsatlar barındırdığını gösteriyor.