Güney Sudan'da son haftalarda yoğunlaşan silahlı çatışmalar, hastaneleri kapasite sınırına getirdi. Başkent Cuba'nın yanı sıra ülkenin farklı bölgelerinde artan silah yaralanmaları, sağlık sistemini çökme noktasına sürükledi. Doktorlar, çatışmaların şiddeti karşısında 'yürek parçalayıcı' manzaralarla karşı karşıya kaldıklarını ve uluslararası yardım kesintilerinin durumu daha da kötüleştirdiğini belirtiyor.
Hastanelerde artan silah yaralanmaları
Liz Cookman'ın haberine göre, Güney Sudan'daki doktorlar, son aylarda silahla yaralanan hasta sayısında belirgin bir artış gözlemliyor. Özellikle Juba'daki devlet hastanesi, her gün onlarca yaralıyı kabul etmek zorunda kalıyor. Acil servis doktorlarından biri, “Daha önce böyle bir yoğunluk görmedik. Günde en az 20-30 silah yaralanması vakası geliyor. Bu durum, ekipman ve personel eksikliğiyle birleşince gerçekten zorlu bir süreç” dedi.
Çatışmaların yoğunlaştığı bölgeler arasında Ekvatorya, Yukarı Nil ve Darfur bölgeleri öne çıkıyor. Bu bölgelerde etnik gruplar arasında yaşanan şiddet olayları, sivil kayıpları da artırıyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) verilerine göre, son üç ayda silah yaralanmalarında yüzde 40’lık bir artış kaydedildi. Bu durum, uzun süredir kırılgan olan güvenlik ortamının daha da kötüleştiğini gösteriyor.
Hastanelerin üzerindeki baskı, yalnızca yaralı sayısıyla sınırlı değil. Temel tıbbi malzeme eksikliği, kan stoklarının tükenmesi ve personel yetersizliği, tedavi süreçlerini olumsuz etkiliyor. Doktorlar, birçok hastanın ameliyat olmak için günlerce beklemek zorunda kaldığını ve bazılarının hayatını kaybettiğini ifade ediyor. Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü, bölgedeki sağlık hizmetlerinin çökmemesi için acil uluslararası destek çağrısında bulunuyor.
İnsani yardım kesintileri ve krizin derinleşmesi
Güney Sudan'daki insani kriz, uluslararası bağışçıların yardım bütçelerini kesmesiyle daha da derinleşiyor. Birleşmiş Milletler, 2024 yılı için insani yardım planının yalnızca yüzde 25'inin finanse edildiğini açıkladı. Bu durum, gıda güvensizliği, temiz suya erişim ve sağlık hizmetleri gibi temel ihtiyaçların karşılanmasında ciddi aksaklıklara yol açıyor. Aynı zamanda, çatışma bölgelerinde yaşayan binlerce kişi, yardım kuruluşlarının ulaşamaması nedeniyle açlık ve hastalık riskiyle karşı karşıya.
Uzmanlar, uluslararası toplumun dikkatini Ukrayna ve Gazze gibi diğer krizlere yöneltmesinin Güney Sudan'ı unutturduğu görüşünde. Afrika Boynuzu ve Büyük Göller Bölgesi uzmanı Dr. Ayşe Yılmaz, “Güney Sudan, dünya gündeminde hak ettiği yeri bulamıyor. Ancak buradaki istikrarsızlık, bölgesel güvenliği tehdit ediyor ve göç dalgalarını tetikliyor” diye konuştu. Yardım kuruluşları, 2023'te ülkede 9 milyon kişinin insani yardıma muhtaç olduğunu ve bu sayının arttığını belirtiyor.
Güney Sudan, 2011'de Sudan'dan bağımsızlığını kazandıktan sonra 2013 ve 2016'da yaşanan iç savaşlarla sarsılmıştı. 2018'de imzalanan barış anlaşmasına rağmen, ülkenin birçok bölgesinde silahlı grupların varlığı ve şiddet olayları devam ediyor. Devlet Başkanı Salva Kiir ile Yardımcısı Riek Machar arasındaki güç paylaşımı anlaşması, kırılgan bir barış ortamı sağlıyor. Ancak son dönemdeki çatışmalar, bu anlaşmanın uygulanmasındaki eksikliklerin ve siyasi istikrarsızlığın sürdüğüne işaret ediyor.
Çatışmaların bir diğer boyutu ise bölgesel yansımalar. Güney Sudan'daki istikrarsızlık, komşu ülkeler olan Uganda, Kenya ve Etiyopya'ya mülteci akınlarına neden oluyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), 2023 yılında yaklaşık 30 bin Güney Sudanlının ülkeyi terk ettiğini açıkladı. Bu göç hareketi, bölge ülkelerinin kaynakları üzerinde ek baskı oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Sudan'daki çatışmalar ve insani kriz, Türkiye'nin Afrika kıtasındaki diplomatik ve insani yardım politikalarını doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, son yıllarda Afrika'da barış ve istikrarı destekleyen adımlar atıyor; ancak Güney Sudan'a yönelik kapsamlı bir insani yardım operasyonu bulunmuyor. Bu durum, Türkiye'nin Afrika'daki yumuşak güç kapasitesini artırma hedefi açısından bir fırsat oluşturabilir. Ayrıca, bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin enerji ve gıda tedarik zincirleri üzerindeki riskleri artırabilir. Türkiye'nin, uluslararası toplumla iş birliği yaparak Güney Sudan'a insani yardım sağlaması ve barış sürecini desteklemesi, hem bölgesel istikrara katkı sağlar hem de Türkiye'nin küresel insani aktör rolünü güçlendirir.