Küresel ekonomik düzenin çözülmeye başlaması, Güney Kore ve Japonya'yı daha derin bir ticari entegrasyona itebilir. İş dünyası liderleri ve analistler, tarihsel yaralara rağmen iki komşunun böyle bir ortaklıktan kazançlı çıkacağını belirtiyor. İki ülke, nispeten açık ve kurallara dayalı küresel ticaret düzeninin sona ermesiyle birbirine yakınlaşabilir. Bu potansiyel birlik, toplamda 6 trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklüğe işaret ediyor.
Arka Plan: Tarihsel Sorunlar ve Ekonomik Zorunluluklar
Güney Kore ve Japonya, yıllardır süren tarihsel anlaşmazlıklara rağmen ekonomik işbirliğini artırma arayışında. 20. yüzyılın başındaki Japon işgali, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki zorla çalıştırma ve "rahatlatıcı kadınlar" meselesi gibi konular iki ülke arasındaki ilişkileri gerginleştirmeye devam ediyor. Ancak 2018'de Güney Kore Yüksek Mahkemesi'nin Japon şirketlerini savaş sırasında zorla çalıştırılan Korelilere tazminat ödemeye mahkûm etmesiyle başlayan sürtüşme, 2019'da Japonya'nın yarı iletken malzemeleri ihracatını kısıtlamasıyla ticaret savaşına dönüşmüştü. Buna rağmen, son yıllarda ilişkilerde normalleşme çabaları hız kazandı.
2023'te Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol'un Japonya ziyareti ve ardından Japonya Başbakanı Fumio Kishida'nın Seul'a gerçekleştirdiği ziyaret, ilişkilerde yeni bir sayfa açtı. İki lider, ekonomik güvenlik, yarı iletken tedarik zincirleri ve savunma işbirliği konularında anlaşmaya vardı. Bu diplomatik açılım, ABD'nin Çin'e karşı uyguladığı teknoloji kısıtlamaları ve bölgesel güvenlik endişeleri bağlamında gerçekleşti.
Ekonomik açıdan, iki ülke zaten birbirinin önemli ticaret ortakları. Japonya, Güney Kore'nin en büyük üçüncü ticaret partneri; Güney Kore ise Japonya'nın altıncı büyük ticaret ortağı. Ancak son yıllarda karşılıklı ticaret hacmi azalma eğiliminde. 2022'de ikili ticaret 85 milyar dolar civarındaydı ve bu rakam 2018'deki 94 milyar dolarlık zirvenin altında. Yine de iki ekonomiyi birleştiren potansiyel bir blok, 6 trilyon dolarlık bir GSYİH'ya ulaşabilir; bu da onu dünyanın üçüncü büyük ekonomik bloğu yapabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Çin ve ABD Arasında Denge
Güney Kore ve Japonya arasındaki yakınlaşma, ABD'nin Çin'e karşı yürüttüğü teknoloji ve ticaret savaşında kritik bir hamle olarak görülüyor. Her iki ülke de ABD'nin güvenlik şemsiyesi altında ve Çin ile derin ekonomik bağlara sahip. Çin, her iki ülkenin de en büyük ticaret ortağı. Bu nedenle, olası bir ekonomik blok, Çin'e karşı bir bloklaşma olarak algılanmamalı; daha ziyade çok kutuplu bir dünyada dayanıklılık stratejisi olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan, Japonya ve Güney Kore'nin yarı iletken, otomotiv ve batarya teknolojilerindeki işbirliği, küresel tedarik zincirlerini güçlendirebilir. Ancak tarihsel sorunlar ve iç siyasi dinamikler, bu entegrasyonun önündeki en büyük engeller. Güney Kore'de kamuoyunun bir kısmı Japonya ile yakınlaşmaya şüpheyle yaklaşıyor; Japonya'da da benzer şekilde Kore karşıtı duygular zaman zaman alevlenebiliyor. Ayrıca, iki ülke arasındaki rekabet, işbirliğini gölgeleyebilir. Örneğin, her ikisi de yarı iletken sektöründe küresel lider olma iddiasında.
Uzmanlar, olası bir ekonomik bloğun başarısı için güven artırıcı önlemlere ve siyasi iradeye ihtiyaç olduğunu vurguluyor. İş dünyası, hükümetlerin özel sektörü teşvik etmesi ve bürokratik engelleri kaldırması gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, dijital ticaret, yeşil enerji ve yapay zeka gibi yeni alanlarda ortak projeler geliştirilebilir.
Küresel ekonomik düzendeki parçalanma, bölgesel blokların önemini artırıyor. AB, ASEAN ve USMCA gibi mevcut blokların yanı sıra, Güney Kore-Japonya gibi yeni oluşumlar da ticaret ve yatırımı canlandırabilir. Ancak bu tür bir blokun başarısı, sadece ekonomik çıkarlara değil, aynı zamanda siyasi ve kültürel yakınlaşmaya da bağlı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Kore ve Japonya arasındaki olası bir ekonomik blok, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de küresel ticaret dengeleri üzerinden dolaylı sonuçlar doğurabilir. Türkiye, Asya-Pasifik bölgesiyle ticaretini artırma hedefinde; bu tür bir blok, bölgesel tedarik zincirlerini dönüştürerek Türk ihracatçıları için yeni fırsatlar veya rekabet baskıları yaratabilir. Ayrıca, ABD-Çin rekabetinde şekillenen yeni ekonomik düzende Türkiye'nin konumu, bu tür bloklaşmalara karşı denge politikaları geliştirmesini gerektirebilir. Savunma sanayi ve teknoloji işbirliği açısından ise Türkiye, Güney Kore ile mevcut ortaklıklarını genişletme potansiyeline sahip.