Güney Kore hükümeti, 2025 yılı için açıkladığı rekor düzeydeki Aile Bakanlığı bütçe teklifinde, geleneksel çekirdek aile tanımının ötesine geçerek 'çeşitli aile' yapılarını kapsayacak destek mekanizmalarını genişletmeyi hedefliyor. Teklif, evli olmayan birliktelikleri yasal olarak tanıyan ve halen meclis komisyonunda görüşülen yasa tasarısından bağımsız olarak, fiili durumdaki farklı aile biçimlerine mali yardım kapısını aralıyor. Bakanlık bütçesinin bir önceki yıla göre yüzde 15'in üzerinde artırılması öngörülüyor; bu, ülkenin demografik krizine karşı yeni bir yaklaşımın işareti olarak yorumlanıyor.
Arka Plan: Doğurganlık Krizi ve Değişen Aile Tanımı
Güney Kore, yıllardır dünyanın en düşük doğurganlık oranlarıyla mücadele ediyor. 2023'te 0,72 olarak açıklanan toplam doğurganlık hızı, nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,1'in çok altında. Bu tablo, hükümeti geleneksel aile politikalarını sorgulamaya itti. Uzun süre evlilik ve kan bağı temelli destek programlarına odaklanan Seul yönetimi, artık bekar ebeveynler, evlat edinen aileler, büyükanne-büyükbaba liderliğindeki haneler ve birlikte yaşayan ancak evlenmemiş çiftler gibi grupları da kapsamayı tartışıyor.
Aile Bakanlığı'nın bütçe teklifi, bu genişlemeyi somutlaştırıyor: çocuk bakım yardımları, konut desteği ve vergi indirimlerinde 'aile' tanımının esnetilmesi öngörülüyor. Ancak bakanlık yetkilileri, yasal bir çerçeve olmadan bu desteklerin sürdürülebilirliğinin zor olduğunu kabul ediyor. Zira halen yürürlükteki Aile İlişkileri Kanunu, yalnızca resmi evlilikle kurulan birliktelikleri aile sayıyor.
Meclis gündemindeki 'Yaşam Ortaklığı Yasası' ise evli olmayan çiftlere miras, sağlık sigortası ve mülkiyet haklarında eşdeğer statü tanımayı amaçlıyor. Tasarı, iktidardaki Halk Gücü Partisi içindeki muhafazakâr kanadın ve dini grupların tepkisiyle karşılaşmış durumda. Muhalefetteki Demokrat Parti ise tasarıya destek veriyor. Yasa tasarısının bu yasama yılında geçip geçmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Güney Kore'nin attığı adım, Doğu Asya'da benzer demografik baskılarla boğuşan Japonya, Tayvan ve Singapur'daki tartışmalarla paralellik taşıyor. Japonya'da da yerel yönetimler, evli olmayan çiftleri ve LGBT bireyleri kapsayan 'çeşitlilik' politikalarını genişletiyor; ancak ulusal düzeyde bir yaşam ortaklığı yasası henüz yok. Tayvan ise 2019'da eşcinsel evliliği yasallaştırarak bölgede bir ilke imza atmıştı. Güney Kore'nin bu alandaki yavaş ilerleyişi, ülkedeki güçlü muhafazakâr sivil toplum ve dini lobilerin etkisini gösteriyor.
Küresel ölçekte, aile tanımının genişlemesi Birleşmiş Milletler'in Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri'yle de uyumlu. Özellikle 5. Hedef (toplumsal cinsiyet eşitliği) ve 10. Hedef (eşitsizliklerin azaltılması), farklı aile yapılarının tanınmasını teşvik ediyor. Güney Kore, 2024'te BM İnsan Hakları Konseyi'nde evli olmayan çiftlerin haklarına dair evrensel periyodik inceleme sürecinde eleştirilmişti. Yeni bütçe teklifi, bu eleştirilere kısmi bir yanıt olarak da okunabilir.
Ancak bütçe genişlemesi, yasal tanıma olmadan ne kadar etkili olabilir? Uzmanlar, kayıt dışı birlikteliklerin sosyal güvenlik ağlarından yeterince yararlanamadığını, bunun da özellikle kadınları ve çocukları kırılganlaştırdığını vurguluyor. Örneğin, evli olmayan bir çiftte kadın, partnerinin sağlık sigortasından yararlanamıyor veya miras hakkı talebinde bulunamıyor. Bütçe artışı bu boşluğu kısmen doldurabilir; fakat kalıcı çözüm için yasal düzenleme şart.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Kore'nin 'çeşitli aile' odaklı politikası, Türkiye'nin kendi demografik ve sosyal politikaları açısından dolaylı da olsa dersler içeriyor. Türkiye'de de aile tanımı ağırlıklı olarak resmi evlilik üzerinden yapılıyor; ancak son yıllarda tek ebeveynli aileler, evlat edinenler ve geniş aileler için bazı sosyal yardımlar genişletildi. Yine de evli olmayan birlikteliklerin yasal statüsü tartışmalı. Güney Kore örneği, Doğu Asya'daki düşük doğurganlıkla mücadelede geleneksel olmayan aile formlarının tanınmasının bir seçenek olarak öne çıktığını gösteriyor. Türkiye'nin de benzer bir demografik baskıyla karşı karşıya olduğu düşünülürse, bu tür politikaların uzun vadeli etkileri yakından izlenmeye değer. Ancak Türkiye'nin kültürel ve yasal bağlamı farklı olduğundan, doğrudan bir model transferi mümkün görünmüyor.