Güney Kore Denizcilik ve Balıkçılık Bakanlığı, yedi konteyner gemisi ve bir kimyasal tanker olmak üzere toplam sekiz Güney Kore bandıralı ticari geminin Hürmüz Boğazı'nı geçerek güvenli sularda seyrüseferine devam ettiğini duyurdu. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, gemilerin bölgedeki askeri gerginlik nedeniyle planlı bir şekilde boğazdan ayrıldığı ve mürettebatın güvende olduğu belirtildi. Bu gelişme, İran'ın Kasım Süleymani suikastının yıldönümünde bölgedeki askeri varlığını artırmasının ardından geldi. Güney Kore, daha önce de benzer güvenlik endişeleriyle boğazdan altı gemisini çıkarmıştı; böylece bu sayı 14'e yükseldi.
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimin perde arkası
Dünya ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 20'sine ev sahipliği yapan Hürmüz Boğazı, jeopolitik risklerin en yoğun olduğu deniz geçiş noktalarından biri olarak öne çıkıyor. İran, boğazın kontrolünü elinde tutarken, ABD liderliğindeki koalisyon güçleri de bölgede serbest seyrüseferi güvence altına almak için devriye gezmektedir. Güney Kore Donanması, geçtiğimiz günlerde ÇEDAB Harekatı kapsamında bölgeye bir muhrip göndererek ticari gemilerine refakat etmeye başlamıştı. Bu harekât, Ocak ayı başında İran savaş gemilerinin Güney Kore bandıralı bir tankere el koymasının ardından başlatılmıştı. Tahran yönetimi, el koyma işleminin çevre kirliliği nedeniyle yapıldığını savunurken, Güney Kore bu açıklamayı yetersiz bulmuş ve gemilerini korumak için askeri önlemleri artırmıştı.
Uzmanlar, Güney Kore'nin enerji ihtiyacının büyük kısmını Ortadoğu'dan karşılaması nedeniyle Hürmüz'deki istikrarın Seul için hayati önem taşıdığını vurguluyor. Güney Kore, dünyanın en büyük beşinci petrol ithalatçısı konumunda ve toplam petrol alımının yüzde 70'inden fazlasını Ortadoğu ülkelerinden sağlıyor. Bu nedenle boğazdaki herhangi bir aksama, ülkenin enerji arz güvenliğini doğrudan tehdit ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Güney Kore gemilerinin boğazdan tamamen çekilmesi, uluslararası deniz ticaretinde bir güven bunalımına işaret ediyor. Ürdün, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin de kendi bayraklarını taşıyan gemilerin boğazdan geçişini kısıtladığı veya yeniden değerlendirdiği biliniyor. Analistler, bu durumun İran'ın bölgedeki nüfuzunu sınırlama çabalarını zorlaştırabileceğini belirtiyor.
Öte yandan Çin ve Hindistan gibi Asya devleri, boğazın güvenliğine ilişkin artan endişelere rağmen ticari faaliyetlerini sürdürüyor. Çin'in devlet petrol şirketi Sinopec, geçtiğimiz haftalarda İran'dan ham petrol alımını artırdığını duyurdu. Bu hamle, Pekin'in Tahran'la ekonomik ilişkilerini geliştirme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Katar ve Umman'ın ise gerilimi azaltmak için diplomatik girişimlerde bulunduğu bildiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve diğer Körfez ülkelerinden karşılamaktadır. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini dolaylı olarak etkileyebilir; zira küresel petrol piyasalarındaki dalgalanmalar, ithalat fiyatlarına yansımaktadır. Ayrıca Türkiye, NATO üyesi olarak bölgede seyrüsefer özgürlüğünü savunan bir pozisyona sahiptir. Boğazın kapatılması veya ciddi şekilde kesintiye uğraması halinde, Türkiye'nin enerji maliyetleri artabilir ve bu da cari açık üzerinde baskı oluşturabilir. Bununla birlikte Türkiye, İran'la diplomatik kanalları koruyarak ve alternatif enerji rotaları geliştirerek (TANAP, TürkAkım) bu tür risklere karşı kendini konumlandırmaya çalışmaktadır. Krizin derinleşmesi, Türkiye'nin bölgesel arabuluculuk rolünü ve enerji merkezi olma hedefini test edebilir.