Yıllarca Çin'in denizde yapay adalar oluşturarak bölgesel hakimiyetini pekiştirmesine seyirci kalan Güneydoğu Asya ülkeleri, artık aynı yönteme başvuruyor. "Alabildiğine al" anlayışının hâkim olduğu Güney Çin Denizi'nde, Filipinler ve Vietnam başta olmak üzere birçok ülke, kıyılarına yakın resif ve adacıklarda kara genişletme çalışmalarına hız verdi. Bu durum, bölgede tansiyonu yükseltirken, uluslararası deniz hukuku ve serbest seyrüsefer ilkelerini de tehdit ediyor.
Çin'in Adalarına Misilleme Dalgası
Çin, 2010'lu yılların başından itibaren Paracel ve Spratly adaları üzerinde yürüttüğü büyük ölçekli kara doldurma ve askeri tesis inşa faaliyetleriyle bölgede fiili bir durum yaratmıştı. Yapay adalara inşa edilen pistler, radar istasyonları ve limanlar, Pekin'in iddia ettiği "dokuz çizgili hat" üzerindeki hakimiyetini somutlaştırdı. Ancak son iki yılda, Filipinler'in Second Thomas Shoal ve Sabina Shoal'da, Vietnam'ın ise Spratly takımadalarındaki birçok noktada benzer kara genişletme çalışmalarına giriştiği tespit edildi. Askeri uzmanlara göre, bu hamleler yalnızca egemenlik iddialarını güçlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda münhasır ekonomik bölge (MEB) sınırlarını da fiilen genişletme amacı taşıyor.
Filipinler Ulusal Güvenlik Konseyi, bu çalışmaların "ulusal çıkarların korunması ve balıkçı filosunun güvenliği için zorunlu" olduğunu savunurken, Çin Dışişleri Bakanlığı, "bölgedeki her türlü tek taraflı eylemin istikrarı bozduğu" uyarısında bulundu. Bununla birlikte, Manila, Washington ile askeri işbirliğini artırarak, ABD'nin bölgedeki varlığını bir koz olarak kullanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Güney Çin Denizi'ndeki bu yeni toprak kapışması, yalnızca bölge ülkelerini değil, küresel ticaret yollarını da etkiliyor. Dünya deniz ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği bu sularda, herhangi bir çatışma küresel tedarik zincirlerini felç edebilir. ABD, müttefikleriyle birlikte "serbest ve açık Hint-Pasifik" vurgusu yaparken, Çin ise bölgesel hakimiyetini meşrulaştırmak için ASEAN ülkeleriyle ayrı ayrı diplomatik temaslarını sürdürüyor. 2016 yılında Lahey'deki Daimi Tahkim Mahkemesi'nin Çin'in iddialarını büyük ölçüde reddeden kararı ise uygulanamadığı için kağıt üzerinde kalmış durumda.
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (UNCLOS) atıfta bulunan Batılı güçler, taraflar arasında bağlayıcı bir davranış kuralları (COC) oluşturulmasını istiyor. Ancak Çin, müzakerelerde esneklik göstermekle birlikte, kendi askeri varlığını sınırlayacak herhangi bir düzenlemeye sıcak bakmıyor. Bu durum, bölgeyi bir yandan silahlanma yarışına, diğer yandan da "herkesin birbirini alabildiğine aldığı" bir kaosa sürüklüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Çin Denizi'ndeki bu gelişmeler, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de, dolaylı etkileri dikkate alınmalıdır. Türkiye'nin Asya-Pasifik bölgesiyle artan ticari ilişkileri ve Kuşak-Yol Projesi kapsamındaki lojistik bağlantıları, bölgedeki istikrara bağımlıdır. Ayrıca, Tayvan'la diplomatik temaslar ve Çin'in Türkiye üzerindeki ekonomik baskıları, bölgesel dengelerdeki değişimlerden etkilenebilir. Türkiye, bu bağlamda, hem ABD hem de Çin ile dengeli bir ilişki sürdürmek zorundadır. Güney Çin Denizi'ndeki tırmanma, küresel tedarik zincirlerini tehdit ederek Türkiye'nin dış ticaret maliyetlerini artırabilir ve enerji fiyatlarına yansıyabilir. Bu nedenle, Ankara'nın bölgedeki gelişmeleri yakından izlemesi ve ASEAN ülkeleriyle diplomatik kanalları açık tutması stratejik önem taşımaktadır.