Çin'in en önde gelen Güney Çin Denizi uzmanlarından Wu Shicun, Beijing'in tartışmalı sulardaki rakip hak iddialarına nasıl yanıt verebileceğini ve Pekin'in kırmızı çizgilerini detaylandırdı. Wu Shicun, Çin Ulusal Güney Çin Denizi Araştırmaları Enstitüsü'nün kurucu başkanı ve Huayang Deniz İşbirliği ve Okyanus Yönetişimi Merkezi'nin başkanı olarak, bölgedeki gerilimlerin arka planını ve Çin'in stratejik önceliklerini değerlendiriyor.
Gelişmenin arka planı: Güney Çin Denizi’ndeki egemenlik tartışmaları
Güney Çin Denizi, enerji kaynakları, balıkçılık sahaları ve stratejik deniz yolları açısından büyük öneme sahip. Çin, Tayvan, Vietnam, Filipinler, Malezya ve Brunei'nin de hak iddia ettiği bu bölgede, dokuz çizgi haritası olarak bilinen geniş bir alanı egemenlik alanı olarak görüyor. Wu Shicun’a göre, Beijing’in kırmızı çizgileri, egemenlik ve deniz haklarının ihlaline karşı net bir duruş sergilemeyi içeriyor. Çin, uluslararası hukuk çerçevesinde hareket ettiğini savunurken, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (UNCLOS) atıfta bulunuyor. Ancak 2016’daki Lahey tahkim mahkemesi kararı, Çin'in tarihi hak temelli iddialarını reddetmişti; Pekin bu kararı tanımıyor.
Wu Shicun, röportajında Çin'in diplomatik yollarla çözüm arayışına vurgu yaparken, aynı zamanda askeri varlığını artırarak caydırıcılık sağladığını belirtiyor. Özellikle Filipinler'in yeni yönetimiyle yaşanan gerilimler ve İkinci Thomas Resifi'ndeki son olaylar, tansiyonu yükseltiyor. Çin'in bölgede yapay ada inşaatları ve askeri tesisleşmesi, ABD ve müttefiklerinin de tepkisini çekiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Güney Çin Denizi’nde güç mücadelesi
Güney Çin Denizi sadece bölgesel bir anlaşmazlık değil, aynı zamanda ABD-Çin rekabetinin kilit bir parçası. ABD, özgür seyrüsefer operasyonlarıyla bölgede varlık gösterirken, Çin bunu egemenliğine müdahale olarak nitelendiriyor. Wu Shicun, Çin'in kırmızı çizgileri aşan herhangi bir eylemin, özellikle de ABD liderliğindeki ittifakların provokasyonlarının, ciddi sonuçlar doğurabileceğini ima ediyor. ASEAN ülkeleri arasında birlik oluşturma çabaları sürerken, Çin tek taraflı müzakerelere ağırlık veriyor. Bölgede dengeler hassas; enerji ticaretinin %40'ının geçtiği bu su yolları, küresel ticaret için hayati önemde. Wu’nun vurguladığı gibi, Beijing'in öncelikli hedefi istikrarı korumak, ancak egemenlik konusunda taviz vermemek.
Uzman, Çin'in bu konuda uluslararası kamuoyunu ikna etmek için daha fazla akademik ve diplomatik çaba harcaması gerektiğini savunuyor. Ayrıca, bölgesel bir deniz güvenliği mekanizması oluşturulması çağrısı yapıyor. Bu bağlamda, Çin ve ASEAN arasında yürütülen Davranış Kuralları müzakereleri, tarafların pozisyonlarını yumuşatmak için bir fırsat olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Çin Denizi’ndeki gelişmeler, Türkiye'nin doğrudan bir taraf olmadığı bir bölgeyi ilgilendirse de, küresel güç dengeleri açısından önem taşıyor. Türkiye, Asya-Pasifik'te artan Çin-ABD rekabetinin bir yansıması olarak, deniz ticaret yollarının güvenliğine dikkat etmeli. Ayrıca, Türkiye'nin Çin ile ikili ilişkileri ve Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki işbirlikleri, bu tür bölgesel gerilimlerden etkilenebilir. Türkiye, tarafsız bir duruş sergilese de, uluslararası deniz hukukunun korunması ve serbest ticaretin devamı Ankara'nın çıkarına olacaktır. Bölgesel istikrarsızlık, enerji ve tedarik zincirlerini tehdit ederek Türkiye ekonomisini dolaylı yoldan etkileyebilir.