ABD Kongre Araştırma Servisi (CRS), 25 Ağustos 2026 tarihinde Güney Çin Denizi'ndeki (GÇD) egemenlik anlaşmazlıklarına ilişkin kapsamlı bir rapor yayımladı. 'Çin'in İlkeleri: Güney Çin Denizi Anlaşmazlıkları' başlıklı rapor, bölgedeki yoğun deniz trafiği ve stratejik öneme sahip kayalık, resif ve coğrafi oluşumlar üzerinde birden fazla Asya hükümetinin egemenlik iddiasında bulunduğunu ortaya koyuyor. Rapor, Çin'in 'Dokuz Çizgili Harita' olarak bilinen geniş çaplı iddialarına karşı Vietnam, Filipinler, Malezya, Brunei ve Tayvan'ın karşılıklı egemenlik taleplerini detaylandırıyor. Bu anlaşmazlık, dünyanın en kritik ticaret yollarından birini kontrol etme mücadelesi olarak nitelendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı: Tarihsel İddialar ve Hukuki Boyut
CRS raporu, Güney Çin Denizi'ndeki ihtilafların kökenlerini tarihsel ve hukuki bağlamda ele alıyor. Çin, 1947'den bu yana 'Dokuz Çizgili Harita' ile bölgenin neredeyse tamamını kapsayan iddialarını öne sürerken, diğer ülkeler uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (UNCLOS) dayanan münhasır ekonomik bölge (MEB) taleplerini savunuyor. 2016 yılında Lahey'deki Daimi Tahkim Mahkemesi'nin Çin'in iddialarının hukuki dayanağını zayıflatan kararı, bölgedeki gerilimi artıran önemli bir dönüm noktası oldu. Raporda, Çin'in yapay adalar inşa ederek askeri varlığını güçlendirdiği ve bu adalarda konuşlandırdığı füzelerle bölgesel güç dengesini değiştirdiği vurgulanıyor. Ayrıca, ticari gemilerin ve balıkçı teknelerinin geçiş güvenliği ile ilgili endişeler de raporda yer buluyor.
Rapor, tüm tarafların uluslararası hukuk çerçevesinde barışçıl çözüm arayışında olduğunu ancak müzakerelerin tıkandığını belirtiyor. Çin'in 'ortak kalkınma' önerileri, diğer ülkeler tarafından genellikle şüpheyle karşılanıyor. Öte yandan, ABD'nin bölgede düzenli olarak yaptığı 'özgür seyrüsefer' operasyonları, Washington ile Pekin arasındaki gerilimi daha da tırmandırıyor. CRS raporu, ABD'nin bu operasyonlarının uluslararası hukuka dayandığını ancak Çin'in bunu egemenlik ihlali olarak gördüğünü aktarıyor. Bu durum, büyük güç rekabetinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji Hatları ve Güç Mücadelesi
Güney Çin Denizi, dünya ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği stratejik bir su yolu olmasının yanı sıra, zengin doğal gaz ve petrol rezervlerine de ev sahipliği yapıyor. Bu durum, bölgeyi hem enerji güvenliği hem de jeopolitik nüfuz açısından kilit bir alan haline getiriyor. Raporda, Çin'in bölgedeki askerileşme hamlelerinin yalnızca kaynaklara erişimi değil, aynı zamanda enerji ticaret yollarının kontrolünü de hedeflediği belirtiliyor. Bu da özellikle Japonya, Güney Kore ve Tayvan gibi enerji ithalatına bağımlı ülkeler için ciddi riskler oluşturuyor.
Asya-Pasifik bölgesindeki ittifaklar bu gerilimden doğrudan etkileniyor. ABD'nin müttefikleri olan Filipinler ve Japonya, Çin'in yayılmacı politikalarına karşı ortak tatbikatlar düzenlerken, Avustralya ve Hindistan da bölgedeki güvenlik mimarisine dahil oluyor. Asean ülkeleri ise Çin ile ABD arasında denge politikası izlemeye çalışıyor. Rapora göre, bu durum Soğuk Savaş dönemini anımsatan bir kutuplaşmayı beraberinde getiriyor. Ayrıca, Güney Çin Denizi'ndeki anlaşmazlıklar, uzay ve siber uzay gibi yeni alanlardaki rekabeti de tetikliyor. Bölgedeki istikrarsızlık, küresel tedarik zincirlerini ve dünya ekonomisini olumsuz etkileme potansiyeli taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Çin Denizi'ndeki anlaşmazlıkların Türkiye'ye doğrudan bir yansıması olmamakla birlikte, küresel ticaretin ana arterlerinden birinde yaşanan gerilim, Türkiye'nin dış ticaret hacmini etkileyebilecek bir risk unsuru oluşturuyor. Türkiye, Asya-Pasifik bölgesindeki ekonomik büyümeye eklemlenme hedefi doğrultusunda, bölgedeki istikrarın korunmasından yana bir tutum sergiliyor. Öte yandan, Türkiye'nin uluslararası hukuka vurgu yapması ve deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusundaki hassasiyeti, bu tür anlaşmazlıklarda ilkesel bir duruş sergilemesini gerektiriyor. Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz'de kendi deniz yetki alanı mücadelesini sürdürürken, Güney Çin Denizi'ndeki gelişmeleri uluslararası hukukun uygulanması açısından da yakından takip etmektedir.