Güney Afrika’da yabancı düşmanı grupların 30 Haziran’ı ‘son tarih’ olarak ilan etmesinin ardından binlerce yabancı uyruklu, ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Özellikle KwaZulu-Natal eyaletinde yaşayan Kongolu mülteciler, evlerini ve geçim kaynaklarını geride bırakarak komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı. anti-göçmen grupların tehditleri ve artan şiddet olayları, ülkede yaşayan yaklaşık 4 milyon yabancı uyruklu arasında büyük paniğe yol açtı.
Gelişmenin Arka Planı: Göçmen Karşıtlığı ve Şiddet Dalgası
Güney Afrika, uzun süredir yüksek işsizlik oranları (resmi rakamlara göre %32,9) ve ekonomik eşitsizlikle mücadele ediyor. Bu durum, özellikle yoksul bölgelerde yabancı uyruklulara karşı düşmanlığı körüklüyor. anti-göçmen gruplar, yabancıları işleri ve kaynakları çalmakla suçluyor. Son haftalarda Durban ve Johannesburg gibi büyük şehirlerde düzenlenen gösteriler, zaman zaman yağma ve kundaklamaya dönüştü. Polis, şiddet olaylarını kontrol altına almakta zorlanırken, binlerce Kongolu, Somalili ve Zimbabveli mülteci, can güvenlikleri için ülkeyi terk etmeyi tercih etti.
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), bu zorunlu göçün bir insani krize dönüşebileceği uyarısında bulundu. Yardım kuruluşları, özellikle Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nden gelen mültecilerin hem Güney Afrika’da hem de varış noktalarında korunmaya ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Mülteciler, daha önce yaşadıkları ülkelerde de şiddet ve istikrarsızlıkla karşı karşıya kaldıklarını, bu nedenle Güney Afrika’nın güvenli bir liman olma özelliğini yitirdiğini ifade ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Göç Krizinin Yeni Boyutu
Güney Afrika’daki bu gelişme, Afrika kıtasında artan göçmen karşıtlığının sadece bir örneği. Kıtanın en sanayileşmiş ülkesi olan Güney Afrika, uzun yıllardır kriz bölgelerinden gelen mülteciler için bir cazibe merkeziydi. Ancak artan işsizlik ve sosyal gerilimler, bu hoşgörü ortamını aşındırdı. 2021’de yaşanan şiddet olaylarında 300’den fazla kişi hayatını kaybetmişti. Bu kez, grupların organize bir şekilde ‘son tarih’ belirlemesi, sistematik bir göçmen temizliği operasyonu izlenimi yaratıyor.
Güney Afrika hükümeti, yabancı düşmanı grupları kınasa da etkili bir önlem alamamakta. Sınır kontrollerinin zaten zayıf olması, yasadışı göçü teşvik ederken, yasal mülteci statüsü bekleyenlerin sayısı da 200 bini aşmış durumda. Bu durum, bölgesel düzeyde komşu ülkeler üzerinde de baskı yaratıyor; özellikle Mozambik ve Zimbabve, sınırlarına yığılan mültecilerle baş etmeye çalışıyor. Küresel düzeyde ise BM ve AB, Güney Afrika’ya yardım çağrısında bulunurken, avro-santrik bakış açısıyla krizin daha çok Avrupa’ya yönelik tehdit boyutu tartışılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika kıtasında son yıllarda artan nüfuzu ve insani diplomasisiyle dikkat çekiyor. Güney Afrika’daki bu gelişme, doğrudan bir Türk vatandaşı veya şirketini hedef almamakla birlikte, bölgedeki istikrarsızlık potansiyeli taşıyor. Türkiye’nin Afrika açılımı kapsamında Güney Afrika ile ticaret hacmi 2023’te 6 milyar dolara ulaştı. Olası bir kriz, bu ticari ilişkileri sekteye uğratabilir. Ayrıca, Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı mülteci nüfusu göz önüne alındığında, benzer göçmen karşıtı söylemlerin iç politika tartışmalarına malzeme olması muhtemel. Ankara, bu krizde diyalog çağrısı yaparak bölgesel arabuluculuk rolünü deneyebilir.