Güney Afrika’nın en büyük kenti Johannesburg’da 9 Temmuz Perşembe günü, yabancı karşıtı protestocular organize bir şekilde ev ev dolaşarak yabancı uyruklu kişileri zorla evlerinden çıkardı ve polise teslim etti. Ülkede bir süredir devam eden göçmen karşıtı eylemler, bu olayla birlikte şiddet ve korku boyutuna ulaştı. Göçmen toplulukları, hedef alınma endişesiyle yaşarken, olay komşu ülkelerle diplomatik ilişkileri de gerdi.
Gelişmenin arka planı: Artan işsizlik ve göçmen karşıtlığı
Güney Afrika, yüksek işsizlik oranları ve ekonomik durgunluk nedeniyle toplumsal gerilimlerle boğuşuyor. Pandemi sonrası derinleşen yoksulluk, yerel halkın bir kısmının göçmenleri ‘iş kapıcı’ ve ‘suç kaynağı’ olarak görmesine yol açtı. Özellikle Zimbabve, Mozambik ve diğer Afrika ülkelerinden gelen düzensiz göçmenler, düşük ücretle çalıştıkları için hedef haline geldi. Hükümetin göç politikalarındaki yetersizlik ve polisin müdahale etmekteki isteksizliği, protestoculara cesaret veriyor. Perşembe günü yaşananlar, bu öfkenin organize bir tacize dönüştüğünü gösteriyor.
Görgü tanıkları, protestocuların sabah erken saatlerde ellerinde listelerle belirli evleri ziyaret ettiğini, içerideki yabancı uyruklu kişileri darp ederek dışarı sürüklediğini ve ardından polis araçlarına bindirdiğini aktardı. Polis yetkilileri, gözaltına alınanların kimlik kontrolünden geçirilip yasal statülerine bakılacağını, kaçak durumda olanların sınır dışı edileceğini duyurdu. Ancak insan hakları örgütleri, bu uygulamanın yasal prosedürleri hiçe saydığını ve kitlesel sınır dışı etme anlamına geldiğini belirterek tepki gösterdi.
Bölgesel ve küresel boyut: Diplomatik kriz ve insan hakları endişeleri
Güney Afrika’nın bu tutumu, özellikle Zimbabve ile ilişkilerde yeni bir krize yol açtı. Harare yönetimi, vatandaşlarının hedef alınmasını kınayarak büyükelçisini geri çağırdı. Mozambik ve Malavi de benzer endişelerle nota verdi. Afrika Birliği, ırkçılık ve yabancı düşmanlığına karşı uyarıda bulunarak Güney Afrika’yı uluslararası yükümlülüklerine uymaya çağırdı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, olayları ‘derin endişe’ ile izlediğini açıkladı ve Güney Afrika’nın 1951 Cenevre Sözleşmesi’ndeki taraf olduğu yükümlülüklerini hatırlattı.
Güney Afrika’da yaşanan bu şiddet dalgası, küresel göç tartışmalarına da yeni bir boyut kazandırdı. Avrupa ve ABD’de yükselen milliyetçi söylemlerle benzerlik gösteren olaylar, göçmen karşıtlığının sadece gelişmiş ülkelere özgü olmadığını, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerde de benzer dinamiklerle patlak verebileceğini gözler önüne serdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Afrika’daki bu gelişme, Türkiye’nin Afrika açılımı politikası kapsamında yakından takip edilmesi gereken bir durumdur. Türkiye, son yıllarda Sahra Altı Afrika ile ticari ve diplomatik ilişkilerini güçlendirirken, bölgedeki istikrar ve güvenlik meselelerine de duyarlıdır. Güney Afrika’daki yabancı düşmanlığı, Türk vatandaşları ve yatırımları için doğrudan bir tehdit oluşturmamakla birlikte, bölgesel gerginliklerin Türkiye’nin Afrika ülkeleriyle olan ticaret hacmini olumsuz etkileme riski vardır. Ayrıca, benzer göçmen karşıtı hareketlerin diğer Afrika ülkelerine sıçraması halinde, Türkiye’nin sığınmacı politikaları ve uluslararası itibarı açısından dolaylı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, Ankara’nın olayları yakından izleyerek diplomatik kanallardan yapıcı bir pozisyon alması beklenir.