Güney Afrika, art arda yaşadığı ekonomik durgunluk, yüksek işsizlik oranları ve derin toplumsal eşitsizliklerle boğuşurken, siyasi söylemlerde ve sokak hareketlerinde göçmenler sıkça hedef tahtasına oturtuluyor. Ancak uzmanlara göre, ülkenin kronik sorunlarının kaynağı yabancı düşmanlığı değil; apartheid sonrası dönemde vaat edilen kapsayıcı büyüme ve kalkınma modelinin başarısızlığıdır. Gerçek çözüm, işçi sendikaları ve sivil toplumun öncülüğünde gerçekleşecek yapısal dönüşümden geçiyor. Göçmenleri günah keçisi ilan etmek, yalnızca toplumsal kutuplaşmayı derinleştiriyor ve asıl meselelerin üzerini örtüyor.
Gelişmenin arka planı: Göçmen karşıtlığının yükselişi
Güney Afrika, dünyanın en yüksek işsizlik oranlarından birine sahip: resmî verilere göre işsizlik yüzde 32'nin üzerinde, genç işsizliği ise yüzde 60'ı aşmış durumda. Yoksulluk ve gelir eşitsizliği, dünyadaki en uç noktalardan birini temsil ediyor. Bu ortamda, özellikle Johannesburg ve Cape Town gibi büyük şehirlerde, göçmenlere yönelik şiddet olayları artıyor. 2021'deki Gauteng eyaletindeki şiddet dalgasında birçok iş yeri yağmalanmış, yabancı uyruklu kişiler hedef alınmıştı.
Hükümetin yetersiz kalan ekonomi politikaları, altyapı çöküşü (örneğin enerji krizleri ve su kesintileri) ve yolsuzluk skandalları, toplumda hayal kırıklığını körüklerken, siyasetçiler kolay bir hedef olarak göçmenleri işaret ediyor. Ancak araştırmalar, göçmenlerin Güney Afrika ekonomisine net katkı sağladığını; kayıtlı sektörde vergi ödediklerini, küçük işletmeler kurduklarını ve tedarik zincirlerine entegre olduklarını gösteriyor. Yabancı düşmanlığı, ne işsizliği ne de yoksulluğu çözüyor; aksine, sosyal dokuyu zedeliyor ve yatırım ortamını olumsuz etkiliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Afrika'da yabancı düşmanlığı ve işçi hareketi
Güney Afrika'daki yabancı düşmanlığı, kıtanın diğer bölgelerinde de yankı buluyor. Nijerya, Mozambik, Zimbabve gibi ülkelerden gelen göçmenler, daha önce benzer olaylarla karşılaşmış durumda. Bu gerilimler, Afrika Birliği'nin serbest dolaşım hedeflerine de gölge düşürüyor. Öte yandan, işçi sendikaları ve ilerici sivil toplum örgütleri, göçmen karşıtı söylemlere karşı mücadele ediyor ve sınıf dayanışması çağrısı yapıyor. Güney Afrika Sendikalar Kongresi (COSATU) gibi yapılar, göçmen işçilerin haklarının korunması gerektiğini vurguluyor; zira düşük ücretler ve kötü çalışma koşulları tüm işçileri etkiliyor.
Küresel düzeyde, popülist ve milliyetçi hareketlerin yükselişi, göçmenleri günah keçisi ilan etme eğilimini besliyor. Ancak Güney Afrika örneği, bu yaklaşımın uzun vadede hiçbir sorunu çözmediğini, aksine derinleştirdiğini gösteriyor. Asıl ihtiyaç, yeniden dağıtım odaklı bir ekonomi politikası, kapsamlı bir sosyal güvenlik ağı ve eğitimde fırsat eşitliği sağlayacak yapısal reformlardır. İşçi hareketi, bu dönüşümün en önemli aktörü olarak öne çıkıyor; ancak gücünü koruyabilmesi için ırk, etnisite ve milliyet ayrımı yapmayan bir sınıf siyaseti geliştirmesi gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Afrika'daki göçmen karşıtlığı, Türkiye'nin de benzer söylemlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde önemli dersler barındırıyor. Türkiye, milyonlarca Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparken, ekonomik daralma ve yüksek işsizlik ortamında göçmen düşmanlığı yükseliyor. Güney Afrika deneyimi gösteriyor ki, göçmenleri günah keçisi yapmak toplumsal huzuru tehdit ederken asıl yapısal sorunları (enflasyon, adaletsiz gelir dağılımı, istihdam krizi) çözmüyor. Türkiye'nin kapsayıcı bir yaklaşımla, mültecilerin kayıtlı istihdama katılımını teşvik etmesi ve toplumsal uyumu güçlendirmesi, hem iç barış hem de bölgesel istikrar açısından kritik öneme sahip.