ABD'nin ilaç sektöründe Çin'le artan işbirliği, Pekin yönetiminin küresel ilaç tedarik zincirinde kritik bir oyuncu haline gelmesine yol açıyor. Washington yönetiminin Çin'in teknolojik yükselişini engelleme çabalarına rağmen, büyük ilaç şirketlerinin Çinli firmalarla ortaklıkları ve üretim anlaşmaları, Pekin'in stratejik hedeflerine ulaşmasına yardımcı oluyor. Bu durum, reçeteli ilaçların tedarikinden biyoteknolojiye kadar pek çok alanda Çin Komünist Partisi kontrolündeki firmalara bağımlılığı artırıyor.
İlaç Sektöründe Çin'in Stratejik Hamleleri
Son yıllarda ABD'li ilaç şirketleri, düşük maliyetli üretim ve büyüyen Çin pazarına erişim için Çinli firmalarla işbirliğini derinleştirdi. Pfizer, Merck ve Johnson & Johnson gibi devler, aktif farmasötik bileşenlerin (API) büyük bir kısmını Çin'den temin ediyor. Örneğin, dünya çapında kullanılan antibiyotiklerin ve ağrı kesicilerin ham maddelerinin yüzde 80'inden fazlası Çin'de üretiliyor. Bu bağımlılık, COVID-19 salgını sırasında net bir şekilde ortaya çıktı; aşı ve tedavi üretiminde kullanılan temel maddelerin Çin'den sağlanması büyük gecikmelere neden oldu.
Çin, 2022'de yayınladığı bir raporda ilaç sektörünü 'kritik stratejik sektörler' arasına ekleyerek, yabancı bağımlılığını azaltmayı ve yerli üretimi teşvik etmeyi hedefliyor. Bununla birlikte, Batılı şirketlerin ortak girişimleri ve lisans anlaşmaları, Çinli firmaların teknolojik yeteneklerini artırmasına olanak tanıyor. Örneğin, 2023'te ABD'li bir biyoteknoloji firmasının kanser ilacı için Çinli bir şirketle yaptığı ortaklık, Pekin'in kendi biyoteknoloji ekosistemini güçlendirmesine katkı sağladı.
Küresel Tedarik Zincirinde Kırılganlık
Bu bağımlılık, sadece ekonomik değil, aynı zamanda ulusal güvenlik riskleri de taşıyor. ABD'li uzmanlar, Çin'in ilaç tedarikine hakimiyetinin bir kriz durumunda silah olarak kullanılabileceği uyarısında bulunuyor. ABD İlaç Araştırmaları ve Üreticileri Derneği (PhRMA) verilerine göre, ABD'de satılan reçeteli ilaçların yaklaşık yüzde 60'ında Çin menşeli bir bileşen bulunuyor. Avrupa'da da durum benzer; Avrupa İlaç Ajansı, kritik ilaçların tedarikinde Çin'e aşırı bağımlılığın Avrupa'nın stratejik özerkliğini tehdit ettiğini belirtiyor.
Çin, bu bağımlılığı kullanarak biyoteknoloji ve genetik araştırmalarda da ilerliyor. ABD yönetimi, Çinli firmaların ABD'li araştırma kurumlarıyla işbirliğini sınırlayan düzenlemeler getirse de, özel sektör işbirlikleri bu kısıtlamaları aşıyor. Sonuç olarak, Batı'nın kısa vadeli maliyet tasarrufu arayışı, uzun vadede stratejik bir zaafiyet yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ilaç sektöründe büyük ölçüde ithalata bağımlı bir ülke. Çin'in küresel ilaç tedarikindeki hakimiyeti, Türkiye'nin de kritik ilaç ve hammaddelere erişiminde risk oluşturuyor. Sağlık Bakanlığı'nın yerli ilaç üretimini teşvik politikaları bu nedenle stratejik önem taşıyor. Türkiye, ABD ve AB gibi Çin'e bağımlılığı azaltmak için alternatif tedarikçiler (Hindistan, Doğu Avrupa) ve yerli üretimi geliştirmeli. Aksi halde, olası bir arz krizi veya Çin'in siyasi baskısı, Türkiye'nin ilaç tedarik güvenliğini ciddi şekilde tehdit edebilir. Bu bağlamda, Türk dış politikasının ilaç ve biyoteknoloji alanında çeşitlendirme ve stratejik ittifaklar kurması hayati görünüyor.