Güney Afrika'da, başta Johannesburg olmak üzere büyük şehirlerde, yabancı uyruklu göçmenlere yönelik artan bir öfke dalgası yaşanıyor. Protestocular, Salı günü yapılması planlanan ve şiddete dönüşmesinden endişe edilen gösteriler öncesinde, tüm belgesiz yabancıların ülkeyi terk etmesi için süre tanıdı. Bu gelişme, ülkede on yılı aşkın süredir devam eden yabancı düşmanlığı ve ekonomik gerekçelerle körüklenen anti-göçmen söyleminin en son tezahürü olarak dikkat çekiyor.
Arka Plan: Ekonomik Sıkıntılar ve Yabancı Düşmanlığı
Güney Afrika, yüksek işsizlik oranları, zayıf ekonomik büyüme ve artan yaşam maliyetiyle boğuşuyor. Resmi verilere göre işsizlik oranı yüzde 33'ün üzerinde seyrederken, genç işsizliği yüzde 60'a dayanmış durumda. Bu koşullar altında, birçok Güney Afrikalı, ülkede yaşayan yaklaşık 4 milyon göçmeni (belgeli veya belgesiz) işlerini ve kaynaklarını ellerinden alan başlıca suçlu olarak görüyor. Özellikle Zimbabwe, Mozambik ve Malawi gibi komşu ülkelerden gelen göçmenler, ucuz işgücü olarak algılanıyor ve “suç oranlarını artırdıkları” gerekçesiyle hedef gösteriliyor. Son yıllarda özellikle Johannesburg'un merkezindeki iş bölgeleri, yerel işletmelerin göçmenlere yönelik yağma ve saldırılarına sahne oldu.
Salı günkü protestolar, “Hepimiz Güney Afrikalıyız” adlı bir grubun çağrısıyla düzenleniyor. Grup, sosyal medyada yaptığı açıklamada, “Yabancılar ülkemizi işgal ediyor, işlerimizi çalıyor ve kadınlarımıza tecavüz ediyor” türünden provokatif ifadeler kullanıyor. Hükümet, gösterilerin şiddete dönüşmemesi için güvenlik güçlerini alarma geçirmiş durumda. Polis Sözcüsü Brenda Muridili, “Her türlü yasa dışı eyleme karşı hazırlıklıyız. Vatandaşları, yabancılara karşı nefret söylemi ve şiddetten kaçınmaya çağırıyoruz” dedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Güney Afrika, kıtanın en sanayileşmiş ülkesi olarak uzun yıllardır komşu ülkelerden gelen göçmenler için bir çekim merkezi oldu. Ancak bu durum, sadece Güney Afrika içinde değil, bölgesel olarak da gerginliklere yol açıyor. Zimbabwe ve Mozambik gibi ülkeler, vatandaşlarının Güney Afrika'da maruz kaldığı ayrımcılığa sık sık tepki gösteriyor. Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC), üye ülkeler arasında serbest dolaşımı teşvik etse de, uygulamada yerel halkın göçmenlere yönelik düşmanlığı bu hedefin önünde büyük bir engel oluşturuyor.
Küresel ölçekte ise, bu tür protestolar, artan göçmen karşıtı popülizmin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Avrupa'da ve Amerika'da olduğu gibi, Afrika'da da göçmenler sıklıkla ekonomik sıkıntıların günah keçisi haline getiriliyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Güney Afrika'yı göçmenlere yönelik şiddet olaylarını önleme konusunda etkisiz kalmakla eleştiriyor. Özellikle 2008, 2015 ve 2019 yıllarında yaşanan yabancı düşmanı saldırılarda onlarca kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi yerinden edildi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Afrika'daki bu gelişmeler, doğrudan Türkiye'yi etkilemese de, Afrika kıtasında artan yabancı düşmanlığı ve göçmen karşıtlığının bölgesel istikrar üzerinde yaratabileceği olumsuz etkiler açısından önem taşıyor. Türkiye, son yıllarda Afrika ülkeleriyle ticari ve diplomatik ilişkilerini yoğunlaştırmış, Güney Afrika ile de ikili ticareti 2 milyar dolar seviyesine taşımıştır. Kıtada yabancılara yönelik şiddet, Türk iş insanları ve yatırımları için de potansiyel bir risk oluşturabilir. Ayrıca, Türkiye'nin kendi göçmen politikaları ve Suriyeli mültecilere yönelik söylemleri bağlamında, bu tür olayların küresel göç yönetimi tartışmalarına etkisi takip edilmelidir. Kısa vadede Güney Afrika'daki krizin Türkiye'ye doğrudan bir yansıması beklenmemekle birlikte, kitada artan milliyetçilik ve göçmen karşıtlığının bölgesel ticareti ve insani durumu olumsuz etkileyebileceği öngörülebilir.