Güney Afrika'da son haftalarda tırmanan yabancı düşmanı protestolar, iki ülke arasında diplomatik gerilime yol açarken, ilk grup Nijeryalı vatandaş ülkesine dönmek zorunda kaldı. Ancak olayın perde arkasında tarafların çelişen açıklamaları dikkat çekiyor. Güney Afrika Dışişleri Bakanlığı, geri gönderilen Nijeryalıların ülkede yasadışı bulunduğunu ve gönüllü olarak döndüklerini savunurken, Nijerya Dışişleri Bakanlığı bu kişilerin hedef alınan yabancılar olduğunu ve can güvenlikleri nedeniyle tahliye edildiklerini belirtiyor.
Olayların Arka Planı ve Çelişkili İddialar
Güney Afrika'nın Johannesburg ve Pretoria gibi büyük şehirlerinde geçtiğimiz haftalarda patlak veren şiddet olayları, ülkedeki yabancı işçilere ve özellikle Nijeryalılara yönelik saldırılarla gündeme gelmişti. Saldırılarda çok sayıda dükkan yağmalanırken, en az iki kişi hayatını kaybetmişti. Nijerya hükümeti, vatandaşlarının hedef alındığı ve sistematik bir yabancı düşmanlığı ile karşı karşıya kalındığı gerekçesiyle Güney Afrika Büyükelçisini protesto etmiş ve karşılıklı olarak büyükelçiler geçici olarak geri çağrılmıştı.
Ancak Güney Afrika hükümeti, olayların 'yabancı düşmanlığı' olarak nitelendirilmesine karşı çıktı. Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor, yaptığı açıklamada, “Ülkemizde yasadışı yollarla bulunan yabancılara yönelik işlemler, hukuk çerçevesinde yürütülmektedir. Bu kişilerin saldırıya uğradığı iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. Nijeryalı vatandaşların çoğu, vize ihlali veya yasadışı giriş gibi nedenlerle tespit edilmiş ve gönüllü geri dönüş programı kapsamında ülkelerine sevk edilmiştir” ifadelerini kullandı.
Nijerya ise bu açıklamaları reddetti. Nijerya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ferdinand Nwonye, “Vatandaşlarımız, etnik kökenleri ve uyrukları nedeniyle hedef alınmış, dükkanları yağmalanmış, bir kısmı yaralanmıştır. Bunu yabancı düşmanlığı olarak adlandırmamak, gerçekleri inkâr etmektir” dedi. Tahliye edilen Nijeryalıların Lagos'a ulaştığı ve aileleriyle yeniden bir araya geldiği bildirildi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Güney Afrika, kıtanın en büyük ekonomilerinden biri olmasına rağmen, yüksek işsizlik oranları ve ekonomik durgunluk, yerli halk arasında yabancılara karşı bir tepkiyi besliyor. Özellikle Nijeryalı, Somalili, Zimbabveli ve diğer Afrika ülkelerinden gelen göçmenler, 'işleri elimizden alıyor' ve 'suç oranlarını artırıyor' gerekçesiyle hedef gösteriliyor. Bu durum, kıta genelinde pan-Afrikanizm ideallerine zarar verirken, ülkeler arası ilişkileri de gerginleştiriyor.
Afrika Birliği (AfB) ve Birleşmiş Milletler (BM), taraflara itidal çağrısı yaparken, Nijerya Devlet Başkanı Muhammadu Buhari, Güney Afrika'ya özel bir temsilci göndermeyi planladığını açıkladı. Öte yandan, Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, olayları kınayarak, “Hiçbir Güney Afrikalı, kardeşlerimize karşı şiddete başvurmamalıdır. Bizler birbirimize bağımlıyız” mesajını verdi. Ancak Ramaphosa'nın bu açıklamaları, muhalefet partileri ve sivil toplum örgütleri tarafından yetersiz bulundu.
Ekonomik boyutta ise, Nijerya ile Güney Afrika arasındaki ticaret hacmi yıllık 3 milyar doları aşıyor. Diplomatik krizin derinleşmesi, iki ülke arasındaki ticari ilişkileri de olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Güney Afrika'da yaşayan yaklaşık 30 bin Nijeryalının durumu, krizin en hassas noktalarından birini oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Afrika kıtasındaki artan diplomatik ve ekonomik varlığı açısından dolaylı ancak dikkate değer bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, son yıllarda hem Nijerya hem de Güney Afrika ile ikili ticaret hacmini artırmış, savunma sanayii ve inşaat gibi alanlarda iş birlikleri geliştirmiştir. Krizin uzaması, iki ülke arasındaki istikrarı bozarak bölgesel ticaret akışını etkileyebilir. Türkiye'nin Afrika açılımı, kıtadaki istikrar ve iş birliğine dayalıdır; bu nedenle etnik gerilimler, Türkiye'nin yatırımları açısından risk oluşturabilir. Ayrıca Türkiye, benzer göçmen karşıtı söylemlerin Avrupa'da yükseldiği bir dönemde, Afrika'daki bu olayları insan hakları ve uluslararası hukuk çerçevesinde dikkatle izlemek durumundadır.