Guantanamo Körfezi'ndeki askeri mahkemede yargılanan USS Cole bombalaması sanığı, beraat etmesi halinde bile ABD ordusunun elinde süresiz olarak tutulmaya devam edebilir. Bu durum, 2000 yılında Yemen'in Aden Limanı'nda ABD Donanması'na ait USS Cole destroyerine düzenlenen ve 17 Amerikan askerinin hayatını kaybettiği saldırıyla ilgili davada, adaletin ve özgürlüğün sınırlarını yeniden gündeme getiriyor. Söz konusu sanık, saldırının planlayıcısı olarak suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı Abd al-Rahim al-Nashiri. Al-Nashiri, 2002'de BAE'de yakalanmış ve 2006'da Guantanamo'ya nakledilmişti. Hakkındaki suçlamalar arasında savaş suçları ve terörizm yer alıyor; ancak yıllardır süren yargı süreci çeşitli usulsüzlükler, işkence iddiaları ve idari gecikmeler nedeniyle bir türlü sonuçlanamadı.
Davanın Arka Planı ve Hukuki Açmaz
USS Cole saldırısı, 12 Ekim 2000'de intihar bombacılarının küçük bir tekneyle destroyere yaklaşıp patlayıcıları infilak ettirmesiyle gerçekleşti. Olayda 17 ABD askeri öldü, 39'u yaralandı. O dönem El Kaide tarafından üstlenilen saldırı, ABD'nin terörizmle mücadelesinde bir dönüm noktası oldu. Al-Nashiri, 2002'de yakalandıktan sonra CIA'nın gizli hapishanelerinde sorgulandı; burada su işkencesi de dahil olmak üzere ağır işkenceye maruz kaldığı belgelenmiştir. 2006'da Guantanamo'ya getirilen al-Nashiri'nin davası, askeri komisyonlar önünde görülüyor. Ancak savunma tarafı, işkence nedeniyle elde edilen delillerin kullanılmasının adil yargılamayı imkansız kıldığını savunuyor. Ayrıca, davanın yıllardır sürmesi ve sürekli ertelenmesi, sanığın hızla yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendiriliyor.
Askeri mahkeme beraat kararı verse bile, ABD yönetimi 2001 tarihli Terörizmle Mücadele Yetki Belgesi (AUMF) ve 2012 Ulusal Savunma Yetki Yasası'nın (NDAA) ilgili hükümleri uyarınca al-Nashiri'yi "düşman savaşçısı" statüsünde süresiz gözaltında tutabilir. Bu durum, ABD Anayasası'nın ve uluslararası hukukun temel ilkeleriyle çelişiyor. İnsan hakları örgütleri, bunun "hukuk devleti" ilkesini aşındırdığını ve idari gözaltının yargı denetiminden kaçırıldığını belirtiyor. Öte yandan, ABD hükümeti, al-Nashiri'nin hala tehlikeli olduğunu ve serbest bırakılmasının ulusal güvenliği tehdit edeceğini savunuyor. Guantanamo'da halen 30'dan fazla tutuklu bulunuyor ve birçoğu hiç yargılanmadan yıllardır tutuluyor. Bu durum, Guantanamo'nun kapatılması yönündeki vaatlere rağmen tesisin hala açık olmasıyla birleşince, ABD'nin hukuk dışı uygulamaları uluslararası alanda eleştiriliyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Guantanamo, kurulduğu 2002'den bu yana ABD'nin terörle mücadele politikasının en tartışmalı simgesi haline geldi. Uluslararası Af Örgütü ve BM gibi kuruluşlar, burada tutulanların çoğunun adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldığını ve işkence gördüğünü raporladı. Al-Nashiri davası, bu eleştirilerin merkezinde duruyor. ABD'nin müttefikleri, özellikle Avrupa ülkeleri, Guantanamo'nun kapatılması çağrılarını sürdürüyor. Ancak ABD iç hukukundaki düzenlemeler ve siyasi tıkanıklık, kapatılmayı zorlaştırıyor. Bölgesel olarak Yemen ve Suudi Arabistan, kendi vatandaşlarının durumu nedeniyle süreci yakından izliyor. Yemen hükümeti, al-Nashiri dahil bazı tutukluların iadesini talep etmiş ancak ABD bunu reddetmişti. Bu dava, aynı zamanda ABD'nin terörle mücadelede hukuk dışı yöntemlere başvurmasının uzun vadeli sonuçlarını gözler önüne seriyor: Bir yandan güvenlik, diğer yandan özgürlük ve adalet arasındaki denge, uluslararası toplumun gözünde ABD'nin meşruiyetini zedeliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Guantanamo ve USS Cole davası, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, terörle mücadelede hukuk devleti ilkelerinin önemini vurgulaması açısından ders niteliğinde. Türkiye, kendi terörle mücadelesinde uzun süredir yargı denetimini ve insan haklarını güçlendirmeye çalışıyor. ABD'nin süresiz gözaltı uygulamaları, uluslararası alanda eleştirilere yol açarken, Türkiye'nin de benzer uygulamalardan kaçınması ve adil yargılanma güvencesini sağlaması kritik. Ayrıca, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde Guantanamo gibi konular zaman zaman gündeme geliyor; Türkiye, insan hakları ihlalleri konusunda hassasiyetini koruyarak ittifak içinde denge politikası izlemeli. Bu dava, aynı zamanda küresel terörle mücadelede işbirliğinin hukuk temelinde yürütülmesi gerektiğini hatırlatıyor.