İngiltere'de göçmenlik konusu, ülke gündemindeki ağırlığını korurken, kamuoyunun ve siyasetçilerin ilgisi düzensiz göç ve özellikle Manş Denizi'ni 'küçük teknelerle' geçen sığınmacılara yoğunlaşmış durumda. Son anketler, seçmenlerin yüzde 72'sinin hükümetin yasadışı göçle mücadele politikalarını yetersiz bulduğunu ortaya koyarken, bu durum Birleşik Krallık siyasetinde önemli bir kırılma noktası oluşturuyor. Başbakan Rishi Sunak'ın 'küçük tekneleri durdurma' vaadi henüz somut sonuçlar vermiş değil; geçen yıl 45.774 kişi bu yolla ülkeye giriş yaptı.
Gelişmenin Arka Planı
Birleşik Krallık'ta göçmenlik tartışmaları, 2023'te kabul edilen Yasadışı Göç Yasası ile yeni bir boyut kazandı. Yasa, düzensiz yollarla ülkeye gelen sığınmacıların başvurularının işleme konulmayarak Ruanda gibi üçüncü bir ülkeye gönderilmesini öngörüyor. Ancak bu politika, hem yargısal engellerle karşılaştı hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin müdahalesiyle uygulamada aksadı. Ekim 2023 itibarıyla, Ruanda'ya gönderilen tek bir sığınmacı bulunmuyor. Bu durum, ana muhalefetteki İşçi Partisi'nin 'punktif caydırıcılık' stratejisini eleştirmesine ve daha 'sistematik bir yaklaşım' vaat etmesine neden oluyor. İşçi Partisi Lideri Keir Starmer, seçilmesi halinde sığınma başvurularını hızlıca işleme koymak için yeni bir sınır güvenliği birimi kuracağını belirtiyor.
Kamuoyu yoklamaları, göçmenliğin seçmenlerin oy verme davranışında belirleyici faktörlerden biri olduğunu gösteriyor. YouGov tarafından Ocak 2024'te yapılan bir ankette, katılımcıların yüzde 45'i göçmenliği 'en önemli üç sorun' arasında sayarken, bu oran sağlık (yüzde 62) ve ekonomi (yüzde 51) sonrası üçüncü sırada yer alıyor. Ancak dikkat çekici olan, konunun Brexit yanlısı seçmenler arasında daha yüksek bir öneme sahip olması; bu grupta göçmenlik endişesi yüzde 58'e çıkıyor. Bu durum, 2024 yılında yapılması beklenen genel seçim öncesinde siyasi partilerin daha sert göç politikaları benimsemesine yol açıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Birleşik Krallık'taki bu gelişmeler, Avrupa genelinde yükselen göçmen karşıtı söylem ve politikaların bir parçası. Avrupa Birliği ülkeleri de benzer şekilde, özellikle Akdeniz rotası üzerinden gelen düzensiz göçle mücadelede sınır kontrollerini artırıyor ve geri gönderme anlaşmalarına yöneliyor. İtalya'nın Arnavutluk ile yaptığı sığınmacı merkezleri anlaşması ve Yunanistan'ın sınır duvarı projeleri, bu eğilimin somut örnekleri. Ancak Birleşik Krallık'ın Ruanda planı, uluslararası hukuk açısından tartışmalı bulunuyor; Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, sığınmacıların güvenli üçüncü ülkelere gönderilmesinin mülteci haklarını ihlal ettiğini savunuyor.
Küresel ölçekte ise, iklim değişikliği ve çatışmalar nedeniyle yerinden edilen insan sayısı 110 milyonu aşmış durumda. Bu, göç baskısının önümüzdeki yıllarda daha da artacağına işaret ediyor. Birleşik Krallık'ın başvurduğu caydırıcılık odaklı politikalar, diğer ülkeler için de model oluşturma potansiyeli taşıyor; ancak bu tür önlemlerin uzun vadede etkili olup olmayacağı belirsiz.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Birleşik Krallık'taki göçmenlik tartışmaları, Türkiye'nin de benzer bir gündemle karşı karşıya olduğu bir dönemde yaşanıyor. Türkiye, Suriye'den gelen milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yaparken, Avrupa'ya geçişlerde kilit bir ülke konumunda. Birleşik Krallık'ın ve AB'nin daha sert sınır politikaları, Türkiye üzerindeki düzensiz göç baskısını artırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile 2016 göç anlaşmasının yenilenmesi veya revize edilmesi tartışmaları, Birleşik Krallık örneğindeki caydırıcılık mantığından etkilenebilir. Öte yandan, Türkiye'nin kendi sığınmacı politikasının sürdürülebilirliği, iç siyasette de önemli bir tartışma konusu olmaya devam ediyor.