İngiltere'de siyah ve Asyalı topluluklardan gelen şairlerin öncülüğünde yeni bir doğa şiiri akımı doğuyor. 'Cehennemin içindeyiz' diyerek iklim krizine ve biyolojik çeşitlilik kaybına dikkat çeken bu hareket, geleneksel doğa şiiri anlayışını kökten sorguluyor. 'Siyah ve Asyalı doğa yazarlarımız nerede?' sorusundan yola çıkan bir antoloji, bu alana olan ilgiyi hızla artırdı. Hareketin temsilcileri, doğa edebiyatının yalnızca beyaz, kırsal kesimden gelen yazarların tekelinde olmadığını, iklim değişikliğinin etkilerini en yoğun yaşayan toplulukların seslerinin de artık duyulması gerektiğini savunuyor.
Antolojinin İlhamı: 'Doğa yazarlarımız nerede?'
Yeni akımın fitilini ateşleyen soru, 2019 yılında yazar ve editör Nikesh Shukla'nın 'The Good Immigrant' adlı kitabında gündeme getirdiği bir soruydu: 'Siyah ve Asyalı doğa yazarlarımız nerede?' Bu soru, uzun süredir doğa edebiyatının beyaz, orta sınıf ve kırsal kesimden gelen yazarların egemenliğinde olduğu eleştirisini yeniden alevlendirdi. Shukla'nın bu çıkışı, İngiltere'de yaşayan siyahi ve Asyalı yazarlar arasında geniş yankı buldu ve birçok yazar, doğa ile kurdukları kişisel bağları kaleme almaya başladı.
Bu akımın öncülerinden biri olan şair ve aktivist Momtaza Mehri, 'Bizler cehennemin içindeyiz; iklim krizi bizim için soyut bir kavram değil, her gün yaşadığımız bir gerçek' diyerek hareketin motivasyonunu özetliyor. Mehri, doğa şiirinin yalnızca pastoral manzaraları değil, aynı zamanda endüstriyel kirlilik, atık yönetimi ve iklim göçü gibi konuları da kapsaması gerektiğini belirtiyor. Şairler, doğayı romantik bir kaçış olarak değil, adaletsizliğin ve eşitsizliğin yaşandığı bir alan olarak ele alıyor.
Bu hareketin en somut çıktılarından biri, 2020 yılında yayımlanan ve 50'den fazla şairin eserini bir araya getiren 'Where We Live' adlı antoloji oldu. Antolojinin editörü, siyahi göçmen kökenli şair Mary Jean Chan, derlemenin amacını 'doğa şiirini evrenselleştirmek ve farklı kültürlerden gelen sesleri bu alana katmak' olarak açıklıyor. Antoloji, kısa sürede büyük ilgi gördü ve İngiltere'de doğa edebiyatı üzerine yapılan tartışmaları kökten değiştirdi.
Küresel Bir Hareketin Parçası
Bu yeni akım yalnızca İngiltere ile sınırlı değil. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Avustralya'da da benzer hareketler ortaya çıkmış durumda. Özellikle ABD'de siyahi şair ve aktivistlerin öncülüğünde yürütülen 'eJçevre adaleti' hareketleri, doğa şiirini bir aktivizm aracı olarak kullanıyor. Bu şairler, iklim krizinin orantısız bir şekilde yoksul ve azınlık toplulukları etkilediğini vurgulayarak, doğa ile insan arasındaki ilişkinin sömürgecilik ve kapitalizm ile bağlantısına dikkat çekiyor.
İngiltere'deki hareketin önde gelen isimlerinden olan şair Malika Booker, 'Doğa şiiri sandığımız gibi masum değil. Bu şiir türü, tarihsel olarak sömürgeci bakış açısını yansıttı. Bizim amacımız, bu bakış açısını kırmak ve doğayı tüm insanlığın ortak mirası olarak yeniden tanımlamak' ifadelerini kullanıyor. Booker, aynı zamanda Londra'daki siyahi toplulukların yaşadığı çevresel sorunlara dikkat çeken şiirleriyle tanınıyor.
İklim krizinin derinleşmesi, bu yeni şiir akımına olan ilgiyi daha da artırıyor. Uzmanlar, edebiyatın toplumsal farkındalık yaratmada önemli bir rol üstlendiğini ve bu tür şiirlerin iklim değişikliği konusunda harekete geçme çağrısını güçlendirdiğini belirtiyor. Şairler, yalnızca doğanın güzelliğini değil, aynı zamanda yok oluşunu da anlatarak okuyucuların duyarlılığını artırmayı hedefliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerini Akdeniz havzasındaki konumu nedeniyle yoğun bir şekilde hisseden ülkelerden biri. Bu yeni doğa şiiri akımı, Türkiye'deki edebiyat ve çevre aktivizmi için ilham kaynağı olabilir. Özellikle göçmen kökenli ve azınlık toplulukların çevresel adalet mücadelesi, Türkiye'deki Kürt, Alevi ve diğer grupların yaşadığı bölgesel çevre sorunlarıyla benzerlikler taşıyor. Türk şairler ve yazarlar, bu akımın yöntemlerinden yararlanarak, doğa ve çevre konularında daha kapsayıcı bir edebiyat geliştirebilir. Ayrıca, iklim değişikliğinin etkileri konusunda toplumsal farkındalığın artırılmasında edebiyatın gücü Türkiye'de de etkili olabilir.