İspanya, son aylarda hızla artan düzensiz göç dalgasıyla karşı karşıya. Kanarya Adaları ve Akdeniz kıyılarına ulaşan göçmen sayısındaki rekor artış, ülkenin yıllardır savunduğu açık kapı politikasını ciddi biçimde sınıyor. Bu durum yalnızca İspanya'nın iç siyasetini değil, Avrupa Birliği'nin göç konusundaki hassas dengesini de olumsuz etkiliyor. Özellikle İtalya ve Yunanistan gibi diğer ön cephe ülkeleri, İspanya'ya yönelik eleştirilerini artırırken, Brüksel yönetimi de ortak bir çözüm bulmakta zorlanıyor.
Rekor sayılar ve zorlu sınav
İspanyol hükümetinin verilerine göre, 2024 yılının ilk yedi ayında ülkeye ulaşan düzensiz göçmen sayısı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 100 arttı. Kanarya Adaları'na ulaşan göçmen sayısı ise bu artışın başını çekiyor. Atlantik'teki bu takımadalar, Batı Afrika kıyılarından yola çıkan tekneler için ana hedef haline geldi. Yalnızca Temmuz ayında adalara ulaşan göçmen sayısı, bir önceki yılın tamamını geçmiş durumda. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, göçü 'insani bir sorumluluk' olarak nitelendirip kabul politikasını savunsa da, artan sayılar ülkenin kabul kapasitesini zorluyor.
Yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları, özellikle Kanarya Adaları'ndaki kabul merkezlerinin kapasitesinin dolduğunu, sağlık ve barınma hizmetlerinin yetersiz kaldığını dile getiriyor. Ada sakinleri, turizm ve balıkçılık gibi geleneksel geçim kaynaklarının yanı sıra artan göçmen yükü altında ezildiklerini belirtiyor. Bu durum, hükümetin göç politikasına yönelik toplumsal muhalefeti de güçlendiriyor.
Avrupa'da rahatsızlık ve siyasi yansımalar
İspanya'daki bu gelişmeler, Avrupa Birliği içinde zaten kırılgan olan göç uzlaşısını da sarstı. İtalya ve Yunanistan'ın aşırı sağ hükümetleri, İspanya'nın durumunu 'tehlikeli bir emsal' olarak gösteriyor. Avrupa 'nın diğer ülkelerinde de benzer politikaların sonuçlarından endişe ediliyor. Fransa'da aşırı sağ lider Marine Le Pen, İspanya'nın göç politikasını sert biçimde eleştirirken, Almanya Başbakanı Olaf Scholz ise 'Birlik içinde dayanışma' çağrısı yapıyor.
Avrupa Komisyonu, İspanya'ya mali ve lojistik destek sağlamakla birlikte, ortak bir göç mekanizmasının kurulması konusunda üye ülkeler arasında uzlaşma sağlayamıyor. Göç meselesi, yaklaşan Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde siyasi söylemin ana temalarından biri haline geldi. Sağ popülist partiler, göçü seçim kampanyalarının merkezine yerleştirirken, merkez partiler ise insani değerler ile iç güvenlik arasında bir denge kurmaya çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 2016 AB-Türkiye mutabakatı ile düzensiz göçü önemli ölçüde kontrol altına almış ve Avrupa'nın göç yükünü hafifletmiştir. İspanya'daki bu yeni dalga, Avrupa Birliği'nin göç konusundaki kırılganlığını bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu durum, Türkiye'nin göç konusundaki stratejik konumunu güçlendirmekte ve Ankara'nın AB ile ilişkilerinde elini rahatlatmaktadır. Öte yandan, Avrupa'da yükselen aşırı sağın göç karşıtı söylemi, Türkiye'ye yönelik potansiyel yaptırım ve baskıları da beraberinde getirebilir. Bu nedenle Türkiye, hem insani yükümlülüklerini hem de ulusal güvenliğini koruyacak dengeli bir politika izlemeye devam etmelidir.