2025 yılında Matthew Fuhrmann, “ABD'nin Müttefikleri ve Rakipleri Silahsız Nükleer Caydırıcılık Deniyor – İşe Yarayacak mı?” başlıklı yazısında, ülkelerin nükleer caydırıcılığın avantajlarından yararlanmak için mutlaka nükleer silah inşa etmeleri gerekmediğini savundu. Fuhrmann'a göre, nükleer silaha sahip olma niyeti veya kapasitesi hakkında belirsizlik yaratmak, caydırıcılık için yeterli olabilir. Ancak bu “gizli caydırıcılık” stratejisinin ne kadar etkili olduğu ve hangi koşullarda işlediği hâlâ tartışmalı.
Gizli Caydırıcılık Nedir?
Gizli nükleer caydırıcılık, bir devletin nükleer silah programına sahip olduğunu açıkça ilan etmeden, potansiyel rakiplerine nükleer kapasiteye sahip olabileceği veya kısa sürede edinebileceği izlenimini vermesi anlamına gelir. Bu strateji, silahın fiilen üretilmesinden ziyade, karşı tarafın algısını yönetmeye dayanır. Fuhrmann, bu durumu “silahsız caydırıcılık” olarak adlandırır ve Japonya, Almanya, Güney Kore gibi ülkelerin nükleer eşikte durduğunu, ancak caydırıcılık faydalarını elde ettiğini öne sürer.
Örneğin, Japonya'nın nükleer yakıt döngüsü kapasitesi, sivil nükleer programı kapsamında plütonyum stokları bulunmaktadır. Bu durum, Japonya'nın nükleer silah üretme potansiyeline işaret eder ve bölgesel rakipleri Çin ve Kuzey Kore'ye karşı bir denge unsuru oluşturur. Benzer şekilde, Almanya'nın gelişmiş nükleer teknolojisi, NATO çerçevesinde ABD'nin nükleer şemsiyesi altında olsa da, bağımsız bir caydırıcılık sinyali olarak yorumlanabilir.
Fuhrmann, bu tür bir caydırıcılığın işleyebilmesi için belirli koşulların gerektiğini vurgular: Devletin teknik altyapısı, siyasi iradesi ve karşı tarafın bu kapasiteyi algılama biçimi. Ayrıca, gizli caydırıcılığın açık nükleer silahlanmaya kıyasla daha az maliyetli olduğu, ancak belirsizlik nedeniyle yanlış hesaplamalara yol açabileceği uyarısında bulunur.
Gizli Caydırıcılığın Riskleri ve Sınırları
Gizli caydırıcılık, her ne kadar cazip görünse de, ciddi riskler taşır. Öncelikle, bir devletin nükleer yeteneği olduğu yönündeki belirsizlik, karşı tarafı önleyici saldırıya teşvik edebilir. Eğer rakip, o devletin nükleer silah geliştirdiğinden şüpheleniyorsa, henüz silahı tamamlamadan önce askeri müdahalede bulunma eğiliminde olabilir. Bu durum, İsrail'in 1981'de Irak'ın Osirak nükleer reaktörünü bombalaması ve 2007'de Suriye'nin el-Kibar tesisine düzenlediği hava saldırısı gibi örneklerde görülmüştür.
İkinci olarak, gizli caydırıcılık, müttefikler arasında güven sorunlarına yol açabilir. ABD'nin nükleer şemsiyesi altındaki ülkeler, kendi gizli kapasitelerini geliştirmeye yönelirse, ittifak içi güven zedelenir ve nükleer yayılma riski artar. Örneğin, Güney Kore'de kamuoyunda nükleer silahlanma tartışmaları zaman zaman alevlenmekte, bu da ABD ile ilişkilerde gerilime neden olmaktadır.
Üçüncü olarak, gizli caydırıcılık, uluslararası nükleer silahlanma rejimine zarar verebilir. Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) çerçevesinde, taraf ülkeler nükleer silah edinmeme taahhüdü verir. Ancak gizli caydırıcılık, bu taahhüdün ruhuna aykırıdır ve denetim mekanizmalarını zayıflatır. Fuhrmann, bu nedenle gizli caydırıcılığın kısa vadede işlevsel olsa da uzun vadede istikrarsızlığa yol açabileceğini belirtir.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Gizli caydırıcılık tartışması, özellikle Asya-Pasifik ve Orta Doğu'da önem taşır. Kuzey Kore'nin açık nükleer silah programı, Japonya ve Güney Kore'yi gizli caydırıcılık seçeneklerini değerlendirmeye itmektedir. Benzer şekilde, İran'ın nükleer programına ilişkin belirsizlik, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi ülkelerde nükleer kapasite arayışlarını tetikleyebilir. Bu durum, bölgesel bir nükleer yarışın kapısını aralayabilir.
Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki karşılıklı garantili yıkım (MAD) doktrini, açık nükleer silahlara dayanıyordu. Ancak günümüzde, bazı ülkeler açıkça silah sahibi olmadan da benzer bir caydırıcılık etkisi yaratmayı ummaktadır. Fuhrmann'ın çalışması, bu stratejinin ne derece güvenilir olduğunu sorgular ve politika yapıcılara temkinli olmaları çağrısında bulunur.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NPT'ye taraf bir ülke olarak nükleer silah edinmemiş, ancak sivil nükleer programını geliştirmektedir. Akkuyu Nükleer Santrali gibi projeler, Türkiye'nin nükleer teknoloji kapasitesini artırmakta ve uzun vadede gizli caydırıcılık potansiyeli yaratabilir. Bölgesel rakipler İran ve Rusya'nın nükleer kapasiteleri, Türkiye'nin güvenlik hesaplamalarını etkileyebilir. Gizli caydırıcılık stratejisi, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve ABD ile ilişkilerini de etkileyebilir. Ancak açık bir nükleer silah programına yönelmek, uluslararası yaptırımlara ve ittifak içi gerilimlere yol açabilir. Bu nedenle Türkiye'nin önceliği, mevcut nükleer şemsiye ve diplomatik dengeyi korumak olmalıdır.