ABD'de 8 Kasım 2022 ara seçimleri öncesinde, milyonlarca Amerikalı temel ihtiyaçlar arasında tercih yapmak zorunda kalıyor. Enflasyonun son 40 yılın zirvesinde seyretmesi, benzin ve gıda fiyatlarındaki artış, seçmenleri "ya yemek ya benzin" ikilemine sürükledi. Uzmanlara göre, bu ekonomik sıkıntı, seçimlerde iktidardaki Demokrat Parti’nin aleyhine işleyebilir. Ancak Demokratların kullandığı dil ve anlatı, bu gerçeği örtbas etmeye yarıyor. Peki, bu durum Türkiye için ne anlama geliyor?
Ekonomik kriz ve seçmen tercihleri
ABD'de enflasyon oranı ağustos ayında yıllık %8,3 olarak gerçekleşti. Gıda fiyatları %11,4, enerji fiyatları ise %23,8 arttı. Bu artışlar, özellikle dar gelirli aileleri vurdu. Anketlere göre, seçmenlerin %70'inden fazlası ekonominin kötü gittiğini düşünüyor. Biden yönetiminin iki büyük yasası – Altyapı Yatırım ve İş Yasası ile Enflasyonu Düşürme Yasası – henüz halkın cebine yansımadığı için seçmenler somut bir iyileşme hissetmiyor. Cumhuriyetçiler, enflasyonu Başkan Joe Biden’ın büyük harcama politikalarına bağlarken, Demokratlar pandemi ve Ukrayna savaşını gerekçe gösteriyor. Ancak seçmenin günlük hayatta karşılaştığı fiyat artışları, bu anlatıyı zayıflatıyor.
Demokratların kullandığı dil de eleştiriliyor. Parti yetkilileri, ekonomideki gelişmeleri "olumlu istihdam verileri" veya "borsadaki toparlanma" gibi makro göstergelerle anlatırken, halkın mutfakta veya pompa başında yaşadığı gerçekliği göz ardı ediyor. Bu durum, partinin seçmenle bağ kurmasını zorlaştırıyor. Özellikle beyaz olmayan, düşük gelirli ve genç seçmenler arasında hayal kırıklığı büyüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD ara seçimleri, sadece iç politika açısından değil, küresel dengeler açısından da kritik. Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ve Senato'da çoğunluğu alması halinde, Biden’ın iklim değişikliği, sağlık ve vergi politikaları bloke edilebilir. Ukrayna'ya yardım paketleri sorgulanabilir. Ayrıca, ABD'nin Çin ve Rusya'ya karşı izlediği sert çizgi de etkilenebilir. Bu durum, Avrupa ve diğer bölgelerde belirsizlik yaratırken, Türkiye gibi ülkelerin dış politikadaki manevra alanını daraltabilir.
Öte yandan, ABD'deki ekonomik sıkıntılar, küresel piyasalarda dalgalanmaya neden oluyor. Fed'in faiz artırımları, gelişmekte olan ülke para birimlerini baskılıyor. Türkiye de bu süreçten etkileniyor; TL değer kaybediyor, ithalat maliyetleri artıyor. ABD-Çin ticaret savaşları ve tedarik zinciri sorunları, dünya ticaretini yeniden şekillendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişmeler, Türkiye için iki açıdan önemli. İlki, ekonomik etkiler. ABD faiz artışları ve doların değer kazanması, Türkiye'nin dış borç yükünü artırıyor, TL'yi baskılıyor ve enflasyonu körüklüyor. Seçim ekonomisiyle oy devşirmeye çalışan hükümetin elini zorlaştırıyor. İkincisi, siyasi etkiler. ABD'de Cumhuriyetçilerin güçlenmesi, Biden yönetiminin Türkiye'ye yönelik politikalarını (F-16 satışı, S-400 meselesi, YPG desteği) etkileyebilir. Cumhuriyetçiler genelde Türkiye'ye daha mesafeli olsa da, Kongre'deki dengeler değişebilir. Ayrıca, ABD'de popülist söylemlerin yükselmesi, Türkiye'deki benzer hareketleri cesaretlendirebilir. Bu nedenle, Ankara'nın Washington'daki gelişmeleri yakından izlemesi ve seçim sonrası senaryolara hazırlıklı olması gerekiyor.