Yaygın bir klişe, Z kuşağının (1997-2012 doğumlular) önceki nesillere kıyasla daha az cinsel ilişkiye girdiği yönündeydi. Ancak yeni bir araştırma bu algıyı sorguluyor. ABD merkezli bir sosyoloji ekibinin yaptığı geniş çaplı anket, Gen Z katılımcılarının, partnerli cinsel aktivite oranlarının daha yaşlı gruplara kıyasla yalnızca çok küçük bir farkla daha düşük olduğunu gösterdi. Bu bulgu, dijital çağda büyüyen kuşağın sosyal ve romantik hayatına dair endişeleri bir nebze olsun azaltabilir.
Gelişmenin Arka Planı
Araştırma, 2021-2023 yılları arasında 18-35 yaş arası 15.000'den fazla kişiyle yapılan anketlere dayanıyor. Katılımcılara son 30 gün içinde partnerli cinsel aktivitede bulunup bulunmadıkları soruldu. Gen Z (18-25 yaş) grubunda bu oran %56 iken, Y kuşağı (26-35 yaş) için %60 olarak kaydedildi. Fark sadece 4 puan. Önceki küçük ölçekli çalışmalar daha büyük farklar göstermişti, ancak bu yeni veri, farkın sanıldığı kadar dramatik olmadığını ortaya koyuyor. Araştırmacılar, bu küçük farkın bile gençlerin iş bulma, ekonomik bağımsızlık ve evlilik erteleme gibi faktörlerle açıklanabileceğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu tür araştırmalar, cinsel davranış kalıplarının sadece ABD'de değil, dünya genelinde benzer eğilimler gösterdiğini ortaya koyuyor. Avrupa ve Asya'da yapılan benzer anketler de Z kuşağının cinsel aktivitesinin, ekonomik koşullar, eğitim süresinin uzaması ve teknoloji kullanımı gibi faktörlerle şekillendiğini gösteriyor. Ancak bu durumun, kuşağın “sekssiz” olduğu anlamına gelmediği vurgulanıyor. Aslında, cinsel eğitim ve rıza kavramlarına daha duyarlı olan bu kuşak, ilişkilerini daha bilinçli yaşamayı tercih ediyor olabilir. Bu tablo, küresel ölçekte gençlerin romantik ve cinsel yaşamına dair algıların yeniden gözden geçirilmesini gerektiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de Z kuşağının cinsel davranışlarına dair benzer tartışmalar yaşanıyor. Bu uluslararası bulgu, Türkiye'deki gençlik politikaları ve cinsel sağlık eğitimi açısından önemli. Veriler, gençlerin cinselliğe yabancılaştığı yönündeki endişelerin abartılabileceğini gösteriyor. Türkiye'deki muhafazakar toplumsal yapı ve ekonomik zorluklar, gençlerin ilişki dinamiklerini etkilese de, bu çalışma gençlerin sosyal hayattan kopmadığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla, cinsel sağlık hizmetleri ve eğitim politikalarının, bu gerçekler ışığında güncellenmesi faydalı olacaktır.