Uluslararası yatırımcılar, gelişmekte olan ekonomilerde “bankable” yani bankalar tarafından finanse edilebilir proje bulunmadığını sıklıkla dile getiriyor. Ancak uzmanlara göre bu ifade, aslında projelerin teknik kalitesinden ziyade, bu ülkelerdeki sermaye maliyetine ilişkin bir şikayeti yansıtıyor. Yapılan araştırmalar, gelişmekte olan ülkelerdeki risk primini artıran varsayımların büyük ölçüde kanıtlarla desteklenmediğini ortaya koyuyor. Bu yanlış fiyatlama, küresel sermayenin verimsiz dağılımına yol açarak hem yatırımcıların getirisini düşürüyor hem de gelişmekte olan ülkelerin kalkınma potansiyelini sınırlıyor.
Risk Primi Neden Yüksek?
Gelişmekte olan ülkelerdeki yatırımlar için talep edilen risk primi, genellikle bu ülkelerdeki siyasi istikrarsızlık, döviz kuru oynaklığı ve hukuki altyapı eksiklikleri gibi faktörlere dayandırılıyor. Ancak son dönemde yapılan ampirik çalışmalar, bu faktörlerin çoğunun aslında sanıldığı kadar büyük bir risk oluşturmadığını gösteriyor. Örneğin, Dünya Bankası verilerine göre, gelişmekte olan ülkelerdeki projelerin iflas oranı, gelişmiş ülkelerdeki benzer projelerle karşılaştırıldığında anlamlı bir fark göstermiyor. Buna rağmen yatırımcılar, bu ülkelere yatırım yaparken gereğinden yüksek bir risk primi talep ediyor.
Uluslararası Finans Enstitüsü’nün (IIF) raporuna göre, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışları, 2010’lu yılların başından bu yana nominal olarak artsa da, GSYİH’ya oranla gerileme eğiliminde. Bunun temel nedeni, yatırımcıların bu ülkelerdeki riskleri abartması ve dolayısıyla daha yüksek getiri beklentisiyle hareket etmesi. Oysa ki, birçok gelişmekte olan ülke, makroekonomik istikrar, kurumsal reformlar ve altyapı yatırımları konusunda önemli ilerlemeler kaydetmiş durumda.
Küresel Sermayenin Yönü Değişiyor mu?
Bu yanlış fiyatlama, küresel sermaye akışlarının dengesiz bir şekilde dağılmasına neden oluyor. Gelişmiş ülkelerdeki düşük faiz ortamı, yatırımcıları daha yüksek getiri arayışına itse de, gelişmekte olan ülkelere yönelik önyargılı risk algısı bu akışları sınırlıyor. Özellikle iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yenilenebilir enerji ve yeşil altyapı projelerine duyulan ihtiyaç, gelişmekte olan ülkelerde büyük bir yatırım fırsatı sunuyor. Ancak yanlış fiyatlanan risk primi, bu projelerin hayata geçirilmesini engelliyor.
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) verilerine göre, gelişmekte olan ülkelerin 2030 yılına kadar Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşabilmesi için yılda yaklaşık 2,5 trilyon dolar ek yatırıma ihtiyacı var. Mevcut sermaye akışları bu ihtiyacın ancak üçte birini karşılayabiliyor. Uzmanlar, risk priminin doğru fiyatlanması halinde bu açığın büyük ölçüde kapanabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, gelişmekte olan bir ekonomi olarak benzer risk algısı sorunlarıyla karşı karşıya. Yüksek risk primi, Türkiye’nin uluslararası piyasalardan borçlanma maliyetini artırırken, doğrudan yabancı yatırımların da istenen seviyeye ulaşmasını engelliyor. Bu durum, Türkiye’nin enerji, altyapı ve teknoloji alanlarındaki büyük yatırım ihtiyacını karşılamasını zorlaştırıyor. Ayrıca, Türkiye’nin jeopolitik konumu ve bölgesel istikrarsızlıklar, risk priminin daha da yükselmesine neden oluyor. Oysa ki, son yıllarda yapılan reformlar ve makroekonomik iyileşmeler, Türkiye’nin kredi notunun yükseltilmesini haklı çıkaracak nitelikte. Eğer küresel yatırımcıların risk algısı düzeltilebilirse, Türkiye’nin sermaye girişlerinde önemli bir artış yaşanması muhtemel.