ABD Temsilciler Meclisi üyesi Jesús "Chuy" García, Yüksek Mahkeme'nin Mullin v. Doe davasında aldığı kararı şiddetle eleştirerek, Trump yönetimine 1,3 milyon göçmen için Geçici Koruma Statüsü'nü (TPS) sona erdirme yetkisi veren bu kararın ahlaki ve ekonomik bir felaket olduğunu söyledi. Illinois'den Demokrat vekil, "Bu karar, on yıllardır bu ülkede yaşayan, vergi ödeyen ve çalışan aileleri korumasız bırakıyor. Bu sadece insanlık dışı değil, aynı zamanda ekonomimize de bir darbe" dedi. TPS programı, ülkelerinde savaş, doğal afet veya olağanüstü durumlar nedeniyle güvenli bir şekilde yaşayamayan bireylere geçici koruma sağlıyor. Programın sona erdirilmesi, yüz binlerce insanı sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya bırakıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Mullin v. Doe Kararı ve TPS'nin Geleceği
ABD Yüksek Mahkemesi, Ocak 2025'te aldığı kararda, federal hükümetin TPS statüsünü sona erdirme konusunda geniş takdir yetkisine sahip olduğuna hükmetti. Dava, Trump yönetiminin 2018'de El Salvador, Haiti, Nikaragua ve Sudan gibi ülkelerden gelen göçmenler için TPS'yi iptal etme kararına karşı açılmıştı. Mahkeme, başkanlık kararlarının yargı denetimine tabi olduğunu ancak bu durumda hükümetin ulusal güvenlik ve göç politikası çerçevesinde hareket ettiğini belirtti. Bu karar, Biden döneminde geçici olarak durdurulan ancak yeniden gündeme gelen TPS iptallerine kapı aralıyor.
García'ya göre, kararın etkileri sadece yasal değil, aynı zamanda toplumsal. "Bu insanların çoğu 20 yıldan fazla süredir ABD'de. Onlar bizim komşularımız, arkadaşlarımız, iş arkadaşlarımız. Çocukları Amerikan vatandaşı. Onları tekrar kriz bölgelerine göndermek insanlık dışıdır" diye konuştu. TPS alanında uzmanlaşmış göçmen hakları avukatı Sarah Bronstein da kararın endişe verici olduğunu söylüyor: "Bu karar, yürütme organına neredeyse sınırsız bir güç veriyor. Kongre'nin bu konuda harekete geçmesi gerekiyor."
Karar, özellikle 200.000'den fazla El Salvadorlu, 50.000 Haitili ve 2.500 Sudanlıyı doğrudan etkiliyor. Ayrıca Venezuela, Myanmar ve Ukrayna gibi ülkelerden gelen yaklaşık 1 milyon kişi daha, TPS başvuruları mahkeme kararlarıyla durdurulduğu için belirsizlik içinde. Trump yönetimi, TPS programını 'istismar edilen bir program' olarak nitelendiriyor ve amacının geçici olduğunu, ülkelerdeki koşullar düzeldiğinde korumanın sona ermesi gerektiğini savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Göç Politikasında Yeni Dönem
Yüksek Mahkeme'nin kararı, ABD göç politikasında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Karar, başkanlara göçmen statüleri konusunda daha önce olmadığı kadar geniş bir yetki verirken, Kongre'nin bu alandaki rolünü sınırlandırıyor. Bu durum, gelecekteki başkanlık yönetimlerinin benzer kararlar almasını kolaylaştıracak. Uzmanlar, bu kararın sadece TPS için değil, aynı zamanda DACA (Çocukluk Döneminde Gelenler için Ertelenmiş Eylem) programı için de emsal teşkil edebileceğini belirtiyor.
Kararın küresel yansımaları da önemli. Orta Amerika, Haiti ve Afrika boynuzundaki ülkeler, TPS'nin sona ermesiyle birlikte geri dönecek binlerce insanın yaratacağı ekonomik ve sosyal yükle karşı karşıya. Özellikle El Salvador, Haiti ve Sudan gibi kırılgan ülkeler, bu durumdan ciddi şekilde etkilenebilir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), kararı 'endişe verici' olarak nitelendirirken, Uluslararası Göç Örgütü (IOM) geri dönüşlerin yönetilmesi için hazırlık çağrısı yaptı.
Meksika ve Kanada gibi komşu ülkeler, olası bir göç dalgasına karşı önlem almaya başladı. ABD'nin güney sınırında güvenlik önlemleri artırılırken, Meksika hükümeti, Orta Amerikalı göçmenlerin ülkeden geçişine yönelik yeni düzenlemeler üzerinde çalışıyor. Bu durum, bölgesel işbirliğini zorlarken, insan hakları örgütleri ise sınır dışı edilenlerin güvenliğinden endişe ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD TPS kararı, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de, küresel göç politikalarındaki bu tür değişimler uluslararası koruma rejimine yönelik artan baskıyı gösteriyor. Türkiye, Suriye'den gelen milyonlarca mülteciye ev sahipliği yaparken, ABD gibi bir ülkenin geçici korumayı sona erdirme kararı, koruma statülerinin siyasi tercihlere bağlı kırılganlığını ortaya koyuyor. Bu durum, Türkiye'nin kendi mülteci politikasında daha kalıcı çözümler üretmesi ve uluslararası toplumdan daha güçlü bir yük paylaşımı talep etmesi gerekliliğini hatırlatıyor. Ayrıca, ABD'de yaşayan Türk göçmenlerin durumu etkilenmese de, bu kararın göçmen karşıtı söylemleri güçlendirmesi potansiyeli, tüm göçmen topluluklarını olumsuz etkileyebilir.