Çatışma ve doğal afet mağdurlarını 30 ülkede tedavi eden Amerikalı ortopedik cerrah Mark Perlmutter, Gazze'de İsrail saldırıları altında tanık olduğu dehşetin kariyerindeki hiçbir deneyime benzemediğini söyledi. Kendi ülkesi ABD dahil dünyanın dört bir yanındaki felaket bölgelerinde görev yapan Perlmutter, Gazze'deki ilk haftasında yaşadıklarını 'akıl almaz' olarak nitelendirdi. İsrail'in 7 Ekim'den bu yana sürdürdüğü saldırılarda yaklaşık 40 bin Filistinli hayatını kaybetti, yaralı sayısı ise 90 bini aştı. Perlmutter, Gazze'deki hastanelerde tedavi gören yaralıların durumunu ve sağlık sisteminin çöküşünü anlattı.
Gelişmenin arka planı: Gazze'de sağlık felaketi
Perlmutter, Gazze'deki ilk haftasında yaşadığı deneyimleri anlatırken, "İlk haftamızda Gazze'de tanık olduğumuz şey, daha önce gördüğümüz hiçbir şeye benzemiyordu" dedi. Cerrah, İsrail bombardımanının yol açtığı yıkımın boyutunu ve sağlık çalışanlarının imkânsız koşullarda verdiği mücadeleyi vurguladı.
Perlmutter'in açıklamaları, Gazze'deki sağlık sisteminin çöküşünü bir kez daha gözler önüne serdi. Bölgedeki hastaneler, yakıt ve tıbbi malzeme sıkıntısı nedeniyle kapanma riskiyle karşı karşıya. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Gazze'deki hastanelerin büyük bölümü hizmet veremez durumda. Sahadaki doktorlar, yaralıları tedavi etmek için yetersiz ekipmanla mücadele ederken, aynı zamanda kendi güvenlikleri de tehdit altında.
İsrail'in saldırılarının başlamasından bu yana Gazze'de en az 500 sağlık çalışanının hayatını kaybettiği bildiriliyor. Dünya Sağlık Örgütü, bölgedeki sağlık tesislerine yönelik saldırıların uluslararası insancıl hukukun ihlali olduğunu defalarca vurguladı.
Bölgesel ve küresel boyut: Uluslararası toplumun tepkisi
Perlmutter'in tanıklığı, Gazze'deki insani krizin uluslararası kamuoyunda daha geniş yankı bulmasına katkı sağladı. ABD ve Avrupa ülkelerinin İsrail'e verdiği siyasi ve askeri destek, krizin derinleşmesinde belirleyici rol oynuyor. Öte yandan, Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) İsrail aleyhine açtığı soykırım davası, küresel kamuoyunda önemli bir tartışma başlattı.
Gazze'deki durum, bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. İran'ın İsrail'e yönelik tehditleri, Hizbullah'ın kuzey sınırında açtığı cephe ve Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları, çatışmanın bölgesel bir savaşa dönüşme riskini artırıyor. Mısır ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen ateşkes müzakerelerinin ise henüz somut bir sonuç vermediği biliniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, çatışmanın başından bu yana Gazze'deki insani krizin sona erdirilmesi için diplomatik çaba sarf ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İsrail'e yönelik sert eleştirileri ve Türkiye'nin ateşkes çağrıları Ankara'nın Filistin davasına verdiği desteği teyit ediyor. Ancak Türkiye'nin bu tutumu, İsrail ve Batılı müttefikleriyle ilişkilerini germiş durumda. Bölgede olası bir büyük savaş, Türkiye'nin güvenliğini doğrudan tehdit ederken, enerji hatlarının güvenliği ve göç akınları gibi konular da Ankara için hayati önem taşıyor. Türkiye'nin arabuluculuk rolü ve insani yardım çabaları, krizin çözümünde kilit bir konumda olduğunu gösteriyor.