İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarında babasını ve kardeşini kaybeden Filistinli bir genç kız, bir yıl önce ilan edilen ateşkese rağmen ailesinin mezarlarına ulaşamadığını anlattı. Middle East Eye'da yayımlanan tanıklık yazısında, ateşkesin ilan edilmesinin üzerinden bir yıl geçmesine karşın bölgedeki yıkımın ve kısıtlamaların devam ettiği, ailelerin kayıplarının mezarlarını ziyaret etmekte dahi zorlandığı belirtiliyor. Genç kız, yaşadığı travmayı ve uluslararası toplumun duyarsızlığını dile getiriyor.
Ateşkesin Ardından Değişmeyen Gerçekler
Bir yıl önce varılan ateşkes anlaşması, Gazze'de yaşayan siviller için tam anlamıyla bir rahatlama getirmedi. İsrail'in ablukası ve askeri operasyonları, ateşkese rağmen aralıklarla sürüyor. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, Gazze'de nüfusun büyük çoğunluğu hâlâ yerinden edilmiş durumda ve altyapı büyük ölçüde çökmüş vaziyette. Sağlık hizmetlerine erişim son derece kısıtlı, eğitim sistemi ise felç olmuş durumda. Filistinli aileler, kayıplarının mezarlarını ziyaret etmek için İsrail makamlarından izin almak zorunda kalıyor; bu izinler ise çoğu zaman verilmiyor veya aylarca bekletiliyor.
Middle East Eye'ın haberine göre, babasını ve kardeşini kaybeden genç kız, mezarların bulunduğu bölgenin İsrail ordusu tarafından kontrol edildiğini ve ziyaret için defalarca başvurmasına rağmen olumsuz yanıt aldığını söylüyor. Bu durum, ateşkes anlaşmalarının sahada ne kadar etkisiz kaldığını ve Filistinlilerin günlük yaşamında kalıcı bir iyileşme sağlamadığını gösteriyor. Uluslararası insan hakları örgütleri, İsrail'in mezarlıklara erişimi kısıtlamasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve ailelerin yas tutma hakkının ihlal edildiğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Gazze'deki insani kriz, Orta Doğu'nun istikrarını tehdit eden başlıca unsurlardan biri olmayı sürdürüyor. Ateşkesin ilan edilmesine karşın kalıcı bir barışın tesis edilememesi, bölgedeki gerginliği artırıyor. Mısır ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerden somut sonuç alınamaması, Filistin meselesinin çözümsüzlüğünü derinleştiriyor. ABD yönetimi, İsrail'e verdiği koşulsuz desteği sürdürürken, Avrupa Birliği içinde de farklı sesler yükseliyor; bazı üye ülkeler İsrail'e yönelik yaptırımları tartışmaya açtı. BM Genel Sekreteri, Gazze'de acil ateşkes ve insani erişimin sağlanması çağrılarını yineliyor ancak bu çağrılar karşılık bulmuyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde İsrail yetkilileri hakkında yürütülen soruşturmalar, savaş suçları iddialarını gündemde tutuyor. Ancak bu süreçlerin ne kadar etkili olacağı belirsiz. Gazze'deki yıkımın boyutu, Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2023'ten bu yana 40 binin üzerinde sivilin hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı; bunların önemli bir kısmı kadın ve çocuklardan oluşuyor. Altyapının yeniden inşası için milyarlarca dolar gerekiyor ve mevcut abluka koşullarında bu inşaatın başlaması dahi mümkün görünmüyor.
Türkiye, Gazze'deki insani drama karşı en aktif diplomatik girişimlerde bulunan ülkelerden biri. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'in saldırılarını soykırım olarak nitelendirerek uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırdı. Türkiye, Mısır ve Katar ile birlikte ateşkes müzakerelerinde arabuluculuk rolü üstlenmeye çalıştı ve Gazze'ye insani yardım koridorlarının açılması için yoğun çaba harcadı. Ancak İsrail'in tutumu ve ABD'nin desteği nedeniyle somut bir sonuç alınamadı. Türk hükümeti, Filistin davasını uluslararası platformlarda savunmaya devam ediyor ve İslam İşbirliği Teşkilatı çatısı altında ortak bir tutum geliştirilmesi için girişimlerde bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'de ateşkese rağmen Filistinlilerin temel haklarının ihlal edilmesi, Türkiye'nin Orta Doğu politikasında önemli bir sınav niteliğinde. Türkiye, bölgede barış ve istikrarın sağlanması için Filistin meselesinin adil bir çözüme kavuşturulması gerektiğini savunuyor. Ateşkesin sahada uygulanmaması, Türkiye'nin arabuluculuk çabalarını zora sokuyor ve bölgesel aktörler nezdinde güvenilirliğini test ediyor. Ayrıca, Gazze'deki insani krizin derinleşmesi, Türkiye'ye yönelik mülteci akını riskini artırıyor ve ekonomik yükü ağırlaştırıyor. Türkiye'nin İsrail ile ilişkileri normalleştirme süreci de bu gelişmelerden olumsuz etkileniyor. Kamuoyu baskısı, hükümetin İsrail'e karşı daha sert bir tutum almasını zorunlu kılıyor. Uzun vadede, Türkiye'nin Filistin davasındaki liderlik rolü, bölgesel nüfuzunu pekiştirmesi açısından kritik önem taşıyor.