İsrail ile Hamas arasındaki savaşın üzerinden üç yıl geçmesine rağmen Gazze'de kalıcı barış sağlanamadı. Analistler, taraflar arasındaki silahsızlanma, İsrail'in askeri varlığını sonlandırması ve Filistin devletinin tanınması gibi temel konulardaki derin anlaşmazlıkların çözüm sürecini tıkadığını vurguluyor. Bölgede artan insani kriz ve tekrarlayan çatışmalar, uluslararası toplumun çabalarına rağmen bir türlü aşılamıyor.
Çatışmanın arka planı ve temel anlaşmazlıklar
Üç yıl önce başlayan çatışmalar, kısa sürede geniş çaplı bir yıkıma dönüştü. Hamas'ın silahlı kanadının İsrail'e yönelik saldırıları ve İsrail'in Gazze'ye yönelik geniş kapsamlı askeri operasyonları, bölgede on binlerce sivilin hayatını kaybetmesine, altyapının çökmesine ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açtı. Aradan geçen süreye rağmen taraflar arasındaki güvensizlik azalmadı; aksine karşılıklı suçlamalar ve şartlı yaklaşımlar müzakereleri çıkmaza sürükledi.
Uzmanlara göre barışın önündeki en büyük engellerden biri Hamas'ın silahsızlanmaya yanaşmaması. İsrail, güvenliği için Hamas'ın askeri kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılmasını şart koşuyor. Hamas ise silahlarını bırakmanın kendisi için varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu savunuyor. Bu karşıtlık, ateşkes görüşmelerinin defalarca kesilmesine neden oldu.
İkinci önemli anlaşmazlık noktası, İsrail'in Gazze'den tamamen çekilip çekilmeyeceği. İsrail yönetimi, olası bir ateşkes sonrasında dahi güvenlik koridorlarını ve stratejik noktaları kontrol altında tutmak istiyor. Filistin tarafı ise herhangi bir askeri varlığın kabul edilemez olduğunu ve bunun egemenlik ihlali anlamına geldiğini dile getiriyor.
Üçüncü kilit konu ise Filistin devletinin geleceği. Uluslararası toplumun büyük bölümü iki devletli çözümü desteklerken, İsrail hükümeti bu konuda isteksiz davranıyor. Filistin yönetimi ise bağımsız bir devlet kurulmadan kalıcı barışın mümkün olmayacağını ifade ediyor. Bu üç temel başlıkta tarafların pozisyonları birbirine taban tabana zıt olduğu için diplomatik girişimler sonuçsuz kalıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Gazze'deki istikrarsızlık yalnızca bölgeyi değil, küresel dengeleri de etkiliyor. Lübnan, Suriye, Yemen ve Irak gibi ülkelerdeki İran destekli gruplar, İsrail'e karşı zaman zaman cephe açarak çatışmayı genişletme potansiyeli taşıyor. Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırılar, küresel deniz ticaretini ve enerji arz güvenliğini tehdit ediyor. Bu durum, başta Avrupa olmak üzere birçok ülkeyi enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve tedarik zinciri sorunlarıyla karşı karşıya bırakıyor.
ABD, Katar ve Mısır'ın arabuluculuk çabaları aralıklarla sürse de taraflar arasında güven tesis edilemedi. Birleşmiş Milletler ve insani yardım kuruluşları, Gazze'deki insani durumun her geçen gün kötüleştiğini raporluyor. Bölge halkının büyük bir kısmı temel gıda, su ve sağlık hizmetlerinden yoksun; altyapı neredeyse tamamen yıkılmış durumda. Uluslararası toplum, insani krizin sona ermesi için ateşkes çağrılarını yineliyor ancak somut adımlar atılamıyor.
Öte yandan, çatışmanın uzaması İsrail'in uluslararası alanda yalnızlaşmasına yol açtı. Bazı ülkeler İsrail'e yönelik yaptırımları artırdı, bazıları ise Filistin devletini tanıma kararı aldı. Ancak bu adımlar sahada bir değişiklik yaratmadı; aksine tarafların pozisyonlarını daha da sertleştirmesine neden oldu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki insani krizi yakından takip ediyor ve Filistin halkının haklarını savunuyor. Üç yıldır süren çatışmalar, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik girişimlerini ve insani yardım çabalarını gölgeliyor. Ankara, iki devletli çözüm için uluslararası platformlarda aktif diplomasi yürütüyor; Mısır ve Katar ile koordineli hareket ediyor. Bununla birlikte, İsrail ile ilişkilerdeki normalleşme süreci sekteye uğradı. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji projeleri ve ticaret yollarının güvenliği açısından da hassas bir denge gözetiyor. Gazze'de kalıcı barış sağlanamaması, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve ekonomik çıkarları için risk oluşturmaya devam ediyor.