Gazze'deki Filistin halkı, onlarca yıldır devam eden işgal ve abluka altında, son dönemde yoğunlaşan bir soykırım kampanyasıyla karşı karşıya. BM raporlarına göre, 2007'den bu yana uygulanan abluka, bölgeyi 'açık hava hapishanesine' çevirmiş durumda. Son aylarda ise İsrail güçlerinin düzenlediği suikastlar, toplu gözaltılar ve bombalamalar nedeniyle binlerce sivil hayatını kaybetti. Filistinli yetkililer, Gazze'deki insani durumun 'felaket' boyutunda olduğunu ve uluslararası toplumun acil müdahalesi gerektiğini vurguluyor.
Gelişmenin arka planı
Filistin toprakları, 1948'deki Nakba'dan bu yana sistematik bir şekilde işgal ediliyor. 1967'de başlayan işgal, 1993 Oslo Anlaşmaları ile kısmi bir özerklik tanısa da, İsrail'in yerleşim faaliyetleri ve askeri kontrolü devam etti. 2007'de Hamas'ın Gazze'de yönetimi devralmasının ardından İsrail, bölgeye kara, hava ve denizden tam bir abluka uygulamaya başladı. Bu abluka; gıda, ilaç, yakıt ve inşaat malzemelerinin girişini kısıtlıyor, elektrik ve su kaynaklarını da kesintiye uğratıyor. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) verilerine göre, Gazze'deki nüfusun yüzde 80'inden fazlası insani yardıma muhtaç durumda ve işsizlik oranı yüzde 50'nin üzerinde.
Öte yandan, son dönemde İsrail'in hava saldırıları sırasında sivil altyapıyı hedef alması, uluslararası hukukun açık ihlali olarak değerlendiriliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) raporları, İsrail'in sivil yerleşimlere yönelik ayrım gözetmeyen saldırılar düzenlediğini ve bu durumun savaş suçu teşkil ettiğini belgeliyor. Filistin tarafı ise, bu saldırıların soykırım niyeti taşıdığını ve bölgenin sistematik olarak yaşanmaz hale getirildiğini savunuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Gazze'deki kriz, sadece Filistin'in değil, tüm Orta Doğu'nun istikrarını tehdit ediyor. Mısır'ın Refah Sınır Kapısı'nı zaman zaman insani yardım için açmasına rağmen, bölgeye yeterli yardım ulaşmıyor. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı, İsrail'i kınayan bildiriler yayınlasa da, etkili bir yaptırım mekanizması oluşturulamıyor. Öte yandan, ABD ve bazı Avrupa ülkeleri, İsrail'in meşru müdafaa hakkına vurgu yaparak, Filistinlilere yönelik insani yardımların artırılması çağrısında bulunuyor ancak askeri desteği sürdürüyor.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda defalarca İsrail'i kınayan kararlar alınmasına rağmen, Güvenlik Konseyi'nde ABD'nin veto yetkisi nedeniyle bağlayıcı bir karar çıkarılamıyor. Bu durum, uluslararası hukukun ve kurumların Filistin halkını korumadaki yetersizliğini gözler önüne seriyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) ise, 2021'de başlattığı soruşturma kapsamında, İsrail'in savaş suçları işlediğine dair delilleri topluyor; ancak süreç yavaş ilerliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasının en güçlü savunucularından biri olarak, Gazze'deki insani krizin sona ermesi için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, uluslararası platformlarda İsrail'i şiddetle eleştirirken, Türk Kızılay ve TİKA aracılığıyla Gazze'ye insani yardım ulaştırıyor. Bu kriz, Türkiye'nin Orta Doğu'daki etkinliğini artırma ve İslam dünyasında liderlik rolünü pekiştirme fırsatı sunuyor. Ancak, ABD ve İsrail ile yaşanan gerilimler, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik manevra alanını daraltabilir. Türkiye'nin bu süreçte, insani yardımları koordine etme ve uluslararası kamuoyunu bilinçlendirme çabaları, bölgesel istikrar ve Türk dış politikası açısından kritik önem taşıyor.